• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt11202017

Last updatePz, 19 Kas 2017 4pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Yayınlar Yayınlarımız Kitaplar SOSYALİZMDEN “GERİ DÖNÜŞ” SORUNU KİTABI ÇIKTI

SOSYALİZMDEN “GERİ DÖNÜŞ” SORUNU KİTABI ÇIKTI

SOSYALİZMDE “GERİ DÖNÜŞ” SORUNU KİTABI ÇIKTI..

“Sosyalizmde “geri dönüş” sorunu” kitabı Dönüşüm Yayınlarından çıktı. Konunun öneminden dolayı kitabın önsöz bölümünü yayınlıyoruz.

“Önsöz:

Sosyalist–komünist hareket içinde uzun yıllardır tartışılan bir sorun var:

Başta açık revizyonistler olmak üzere birçoklarının “reel sosyalizm”, “yaşayan sosyalizm” adını verdikleri, 1990’lı yılların başlarında çöken ekonomik sistem gerçekten sosyalist mi idi? Çöken, burjuvazinin propagandistlerinin bizi inandırmaya çalıştıkları gibi gerçekten Sosyalizm/Komünizm mi idi? Yoksa Marksist-Leninist’lerin yıllardır savunduğu gibi, başlanılan sosyalizm inşası deneyinin kesintiye uğratıldığı, sosyalizm adına uygulanan bir çeşit bürokrat devlet kapitalisti, yozlaşmış bir sistem mi idi?

Öyle ise, bu sosyalizmden bürokrat devlet kapitalizmine dönüşüm hangi süreçlerden geçerek gerçekleşmişti? Bu süreçte Marksist-Leninist’lerin, gerçek komünistlerin hatalarının payı var mıydı? Varsa nasıl ve ne idi bu pay? Bu süreçte ekonomi ve siyaset birbirlerini nasıl etkilemişlerdi? “Geri dönüş”te iktidar sahibi revizyonistler sosyalist ekonomi teorisinde ve ekonomide nelere sahip çıkmışlardı. Teoride neler ekonomi bilimini yeni şartlarda ilerletme, geliştirme adına değiştirilmişti?

Marksist-Leninist saflarda genel olarak kabul gören “geri dönüş” kavramı, gerçeği tam olarak anlatan bir kavram da değil. Sovyetler Birliği ve onun çevresinde kümelenen “Doğu Bloku Ülkeleri”nde ve Çin’de ve Arnavutluk’ta da yaşanan devrilmiş eski iktidar sahiplerinin yeniden iş başına gelmeleri anlamında “eski”ye “geri dönüş” değil. Bu “geri dönüş”te baş rolde sosyalist sistem içinden çıkıp gelen ve gelişen yeni tipte bir burjuvazi, devlette ve işletmelerde yönetici, karar verici konumlarını kendi çıkarları için kullanan bürokrat ve teknokratlardan oluşan bir burjuvazi ve yeni tipte bir kapitalizm, bürokrat devlet kapitalizmi vardır.

Kuşkusuz sosyalizmi sosyalizm yapan ilk şart siyasi iktidarın niteliğidir. Proletaryanın iktidarı burjuvazinin hiç bir kesimi ile paylaşmadığı bir siyasi iktidar olan “Proletarya Diktatörlüğü”, sosyalizmin olmazsa olmaz ön şartıdır. Bu böyle olduğu için de, bir zamanlar sosyalist olan bir ülkede iktidar sosyalizm adına konuşan revizyonistlerin eline geçerse ve bunlar kendi programlarını uygulama imkânı bulurlarsa, süreç içinde, o ülkede “yozlaşma”, “geri dönüş” kaçınılmaz olur. Biz geri dönüş konusunda bizim dışımızda birçok ülkedeki Marksist-Leninist’ler gibi hep buna dikkat çektik, yozlaşmanın siyasi iktidarın el değiştirmesi ile bağını ortaya koyduk. Siyasi alanda öncelikle revizyonizm ile hesaplaştık. Kabaca “Modern Revizyonistler iktidarı ele geçirdiler ve bir zaman sosyalizmin inşasına soyunan ve bu yönde ileri adımlar atan ülke(ler) revizyonist siyasetlerin uygulanması sonucu giderek yozlaştı” açıklamasını getirdik. Revizyonizmi genelde onun siyasi tezleri üzerinden topa tuttuk. Gelinen yerde bu genel ve siyasi açıklamanın ötesine geçmenin zamanı çoktan geldi geçiyor. Bu bağlamda kuşkusuz şimdiye kadar yapılmış bir dizi araştırma, yozlaşmanın maddi, ekonomik, sınıfsal temellerini ortaya koyma çabaları var. Ve fakat bunların hiçbiri bence yeterli değil.

Ben bu kitapta bu eksiğin giderilmesi için bir katkı denemesi yapmak istiyorum.

Yukarıda saymış olduğum kuşkusuz eksik olan sorulara cevap ararken, bu kitabın çıkış noktası, sosyalizmin inşası konusunda şimdiye kadarki en gelişmiş deneyim olan Sovyetler Birliği’ndeki deneyimin somut değerlendirilmesinin temel alınmasıdır. Onların neyi nasıl yaptıklarının, bu yaptıklarını teorik olarak nasıl genelleştirip gerekçelendirdiklerinin incelenmesi, bence yapılması gereken en önemli şeydir. Bunu yapmak için de elde çok önemli malzemeler vardır. Bu bağlamda kuşkusuz en önemli malzeme, “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Ekonomi Enstitüsü Bilimler Akademisi” tarafından, Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği Komünist Partisi (Bolşevik)’in talebi ve yönlendirmesi ile hazırlanan “Politik Ekonomi Ders Kitabı”nın sosyalist ekonomi ile ilgili ikinci bölümüdür. Kuzey Kürdistan/Türkiyeli Bolşevikler 1990’lı yıllarda bu kitabı kendi eğitim programları içine alarak incelediler. Bu incelemenin notları sözünü ettiğim tartışma açısından önemli değerlendirmeler, açılımlar içeriyor.

Bolşevikler’in bu 1990’lı yıllara ait Eğitim Notları’nı 2009 yılında gözden geçirip yeniden düzenleyerek konuyla ilgilenenlerin bilgisine ve tartışmasına sundum. Bu Notlar üzerine öncelikle Bolşevik saflarda yürütülen ve 4 yılı aşkın süren yeni kolektif tartışmalar ertesinde varılan sonuçlar iki bölümlük bu kitabın ana bölümünü oluşturuyor.

Elinizdeki kitabın bu ana bölümü, “Politik Ekonomi Ders Kitabı”nın bölümlemesine bağlı kalarak Sovyetler Birliği’nde sosyalist ekonomi konusunda teorik olarak savunulanların ve atılan pratik adımların sorgulanmasına ayrılmıştır. Burada “Politik Ekonomi Ders Kitabı” yanında bir dizi başka belgeye de baş vuruldu.

Kitabın  ikinci bölümünde ise, birinci bölümde “Ders Kitabı”nın bölümleri içinde birbirinden belli bir anlamda bağımsız olarak ortaya konmuş olan görüşler yoğunlaştırılarak “Sosyalizmde Geri Dönüş Sorunu“nda Bir Genel Değerlendirme Denemesi/Tezler” halinde ortaya konuyor. Kitabın birinci bölümü bir anlamda ikinci bölümde yoğunlaştırılarak okuyucunun tartışmasına sunulan Tezler’in açımlanması, gerekçelendirilmesidir.

En baştan tespit etmek ve dikkat çekmek istediğim bir konu var:

Proletaryanın iktidarını kurduğu bir ülkede sosyalizmin inşa sürecini değerlendirirken göz önünden hiçbir biçimde kaçırılmaması gereken şey, bu ülkede işe nereden başlanmak zorunda kalındığıdır.

Yani ülkenin üretici güçlerinin gelişme düzeyi nedir; ekonomik, kültürel durum nasıl bir görüntü sunmaktadır; devrim öncesinden nasıl bir miras alınmıştır, alınmak zorunda kalınmıştır?

Rusya, kapitalizmin orta derecede gelişmiş olduğu, nüfusunun büyük çoğunluğu ataerkil ilişkilerin egemen olduğu köylülükten oluşan, gelişmiş emperyalist ülkelere yarı-sömürgesel bağımlılığı olan bir ülke idi. Toplumdaki insanların çoğu devrim öncesinden gelenlerle onların çocuklarından oluşuyordu. Bu insanlar kapitalizmdeki, hatta geniş kırlık alanlarda feodal alışkanlıklarıyla geldiler. Bu alışkanlıkların alt edilmesi hiç kolay değildir ve öyle birkaç kuşak ile çözümlenecek bir sorun da değildir. İçte kapitalizmin tasfiyesi ile alışkanlıkların maddi temeli yok edilebilir, ama kalıntılar beyinlerde yaşar ve iki sistemin bir arada olduğu dünyada bu kalıntılar dışarıdan da sürekli beslenir.

Böyle bir ülkede görece olarak daha gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında sosyalizmin inşası açısından çok daha zorlu ve karmaşık bir süreç yaşanacağı açıktır.

Yukarıdakiyle bağlantı halinde ikinci dikkat edilecek husus, inşanın neresinde, hangi aşamada bulunulduğu ile ilgilidir. İçinde bulunulan inşa süreci kapitalizmden sosyalizme mi, yoksa sosyalizmden komünizme mi doğru?

Ekim Devrimi ertesinde 1930’ların başına kadar ancak proletaryanın iktidarda bulunması, ve diğerleri yanında belli bir sosyalist sektörün bulunması anlamında sürecin “kapitalizmden sosyalizme geçiş” süreci olduğu nettir. Söz konusu dönem başlangıçta, 1930’a dek “kim-kimi” sorununun gündemde olduğu, kapitalizmin alt edilmesi sürecinin yaşandığı bir dönemdir.

1930’lu yıllarda, sanayide sosyalist sektörün büyük oranda egemen duruma gelmesi ve tarımda kolektifleştirmeyle kapitalist unsurların tasfiye edilmesi bağlamında kapitalizme karşı sosyalizmin zaferinin ilan edildiği döneme gelinmiş oldu. Fakat bu ilan edildiği sırada da gerçekte henüz kapitalizmden sosyalizme geçiş süreci tamamlanmamıştı. Kapitalizme geri dönüşün kaynakları hem ekonomik alanda, hem toplumsal üst yapıda tam olarak kurutulmamıştı. Sonraki gelişmeler de bunu kanıtlamıştır. Burada soru şudur: Bu mümkün müydü?

Ekim Devrimi’nden “Politik Ekonomi Ders Kitabı”nın yayınlanmasına dek geçen süre 37 yıldır. Ortalama insan yaşam süresinin yarısı kadar olan bu süre sosyalizmin inşası açısından hiç de uzun bir süre değildir. Evet bir-kaç ay sürebilen ilk iktidar denemesi –Paris Komünü– ile kıyaslandığında bu uzun bir süreç, ama proletaryanın savaşım tarihi açısından çok kısa bir süreç, hele insanlık tarihi açısından bakılırsa, neredeyse okyanusta bir damladır.

Üstelik bu 37 yıllık süreç boyunca proletarya diktatörlüğü bütün enerjisini inşa sorunları için kullanamadı.

Devrimin hemen sonrasında yaklaşık iki yıl kadar iç savaş/emperyalist müdahale/savaş komünizmi dönemi yaşandı. Burada bırakalım sosyalizmi inşayı ya da bunun ön hazırlıklarını, bir ölüm-kalım sorunu söz konusuydu. Sonraki iki yıl, zaman kazanmak, toparlanmak, daha güçlü vuruşlar yapabilmek amacıyla zorunlu bir geri çekilme dönemi oldu. NEP (Yeni Ekonomik Politika) döneminde geri çekilme iki yılda bitti ama bazı uygulamaları 1920’li yılların sonuna dek sürdü.

Sosyalizmin her alanda inşası açısından ancak 1930’lu yıllarda, bir on yıl kadar görece verimli bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde de, Kulakların tarımda kapitalizmin tasfiyesinden sonra da, hem parti içinde hem de toplumda kapitalizmin kalıntılarına karşı sınıf savaşımı bütün şiddetiyle sürmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasında önce sosyalist anavatan savunulması için hazırlıkların hızlandırılması ile dikkatler ister istemez yine bir ölüm-kalım sorununa kaymıştır. Sonra bizzat dört yıl aktif savaş içinde bulunma durumu dayatılmıştır. Bu dört yılda verilen kayıplar çok yönlüdür; iktisadi açıdan olduğu gibi insan açısından; eğitimli insan ve parti kadroları açısından büyük kayıplar söz konusudur.

19. Parti Kongresi’nde durum, “…savaşın sanayimizin gelişmesini 8-9 yıl, yani yaklaşık 2 beş yıllık plân dönemi durdurduğu anlamına geliyor” (19. ve 20. PK Raporları, İnter Yayınları, İstanbul 1989, s. 43.; s. 44’te somut veriler var) biçiminde saptanıyor. Veriler Sovyetler Birliği’nde sanayi üretiminin savaş öncesi (1941) üretim seviyesine ancak 1948-50 yılları arasında ulaşabildiğini gösteriyor. Savaşın getirdiği yıkım ve gerileme sadece sanayide olmadı kuşkusuz. Diğer her alanda da, aralarında farklar da olsa benzer kayıplar olduğunu kabul etmek gerekir.

Tüm bu gerçekler ışığında Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin inşası açısından hesaba alabileceğimiz dönem, toplam 37 yıllık devrim sonrası dönem içinde en fazla 15 yıllık bir süre kadardır.

Bu kadar kısa süre içinde başarılanlar, işçiler emekçiler lehine elde edilen kazanımlar, muazzam, dev gibi vb. sözcüklerin yetmediği boyutlardadır.

Bu başarılar ve kazanımlar bize Lenin, Stalin gibi önderlerin başını çektiği Rusya Komünist Partisi (Bolşevik) (RKP(B)) ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi (Bolşevik)’in (SBKP (B)) nasıl insanlardan oluştuğunu, tüm eksiklik ve hatalara karşın bolşevikleşmenin nasıl bir şey olduğunu pratik sonuçlarıyla gösterir.

Bu kitapta yaptığım tüm değerlendirmelerde okuyucu bunun bilincinde olmalıdır.

Bunun dışında yine baştan dikkat çekmek istediğim üç nokta var:

Birincisi: Kuşkusuz sosyalizmin inşası ve sosyalizmde geri dönüş sorunu tartışılırken kendisini Sovyetler Birliği deneyimiyle sınırlamak yetersiz ve yanlış olur. En azından bir dönem sosyalizmin inşası iddiasında olan Çin Halk Cumhuriyeti, Arnavutluk Halk Cumhuriyeti deneyimlerinin, hatta Küba deneyimi vb.nin de tartışma içine çekilmesi gerekir. Kitapta kendimi Sovyetler Birliği deneyiminin değerlendirilmesi ile sınırlamadım. Fakat önceliği en ciddi ve en uzun süren deneyim olan Sovyetler Birliği’nin incelenmesine verdim. Bunda tabii sosyalizmin inşası iddiasını ileri süren Sovyetler Birliği dışındaki ülkelerde siyasi iktidarın proletarya diktatörlüğü olarak adlandırılamayacağı şeklindeki değerlendirmem de rol oynadı. Sovyetler Birliği dışındaki ülkelerdeki deneyimlere, eğer bu ülkelerde  “Politik Ekonomi Ders Kitabı”na atıflar yapıldıysa, ya da eleştiriler yöneltildi ise, bir de “Politik Ekonomi Ders Kitabı”nın ilgili bölümleri bağıntısında değindim. Tartışmanın ilerleyen süreci içinde Sovyetler Birliği dışındaki ülkelerdeki deneyimlerle ilgili olarak da biraz derinlere inilmesi gerekli ve doğru olacaktır.

İkincisi: Bu kitapta ‘geri dönüş’ sorununun öncelikle sosyalizmin inşasında ekonomi teorisi ve ekonomik inşa pratiği yönü incelenmekte, sorunun toplumsal siyaset yönü, eğitim ve kültür siyaseti yönü fazlaca ele alınmamaktadır. Kendimi büyük ölçüde  ekonomik alanla sınırlamamın nedeni bu araştırmanın temeline bilinçli olarak şimdiye kadar en fazla ihmal edilen bu yönü koymamdır.

Geri dönüş sorununda fakat mutlaka bu kitapta üzerinde fazlaca durulmayan yönler üzerinde, ‘geri dönüş’ün sosyal siyasette, eğitim ve kültür siyasetinde nereden, nasıl başladığı, Marksist-Leninist’lerin bu bağlamda yaptığı hatalar, revizyonistlerin bilinçli çarpıtmaları, bunların sonuçları araştırılmak, tartışılmak zorundadır.

Üçüncüsü: Bütün kitapta daha çok yanlışlar üzerinde durulmaktadır. Bu, sosyalizmin inşasında kazanılan başarıları inkâr etmek veya küçültmek için yapılmıyor. Gerek Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin inşasında, gerekse Çin Halk Cumhuriyeti’nde, Arnavutluk Halk Cumhuriyeti’nde, gerekse İkinci Dünya Savaşı ertesinde ortaya çıkan diğer Halk Demokrasisi ülkelerinde işçiler ve emekçiler lehine elde edilen muazzam kazanımları hiçbir ‘geri dönüş’ olgusu silemez. İşçiler, emekçiler bu süreçlerde hiçbir burjuva diktatörlüğünde elde etmeleri mümkün olmayan haklara ve maddi şartlara kavuşmuşlardır. Bu tarihi bir gerçekliktir.

Bu kitapta fakat öncelikle bu kazanımlar üzerinde durulmak, bunlarla övünmek yerine, bilinçli olarak öncelikle yapılan hatalar üzerinde duruluyor. Neden? Çünkü sosyalizmin gerçek anlamda inşası ve devrimin durmaksızın sürdürülmesi, geçmiş sosyalizm inşa deneyimlerindeki yanlışlar tespit edilmeksizin ve bunların tekrarı önlenmeksizin ilerde de mümkün olmayacaktır. Burada iki çeşit ‘yanlış’ vardır: Birincisi; revizyonistlerin aslında Marksizm-Leninizm’den sapma olan, revizyonistler açısından gerçekte yanlış olmayan, onların grupsal ve kişisel çıkarlarına uygun siyasetler olarak bilinçli bir şekilde geliştirilen, uygulanan, egemen kılınan revizyonist siyasetlerdir. İkincisi; Marksist-Leninist’lerin yaptığı hatalar vardır. İkinciler, yani Marksist-Leninist’lerin kimi hataları, bir çok halde birincilerin, yani bilinçli revizyonist siyasetlerinin geliştirilmesinin ve hakim kılınmasının teorik temelini vermiş, yolunu açmıştır. Bu iki tip ‘yanlış’ı birbirinden ayırmayı önemli buluyorum. Benim için önemli olan, öncelikli olan Marksist-Leninist’lerin yaptığı, yani ‘bize ait’ olan hatalardır. Bunları tespit etmek ve aşmak bizim yapacağımız iştir, bizim görevimizdir.

Son bir söz daha:

Burada benim ortaya koyduğum görüşler, yıllardır yürütülen kolektif bir tartışmanın ürünüdür. Bu kolektif tartışma açısından benim yaptığım, sonuçta tartışmanın sonuçlarını toparlayıp, daha geniş bir tartışmaya sunmaktır. Benim içinde bulunduğum ve tartıştığım kolektif açısından sonuç olan, öncelikle bu kitabın ikinci bölümü, bu kitabı okuyan herkesin denetimine, eleştirisine, katkısına açık bir öneridir.

Bütün okuyucuları burada savunulan görüşleri eleştirici bir tarzda incelemeye, tartışmaya katılmaya, katkılar sunmaya çağırıyorum.

Haziran 2015

H. Yeşil

 

“Sosyalizmden Geri Dönüş Sorunu” kitabı isteme adresi:

Dönüşüm yayınları

Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. No: 11 Kat: 4

Esenyurt/İstanbul

Tel: 0212/620 67 57

0530 973 73 95

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Dünyadan

İşçi Dünyası