• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt08212017

Last updateCts, 12 Ağu 2017 1pm

Back Buradasınız: ANASAYFA KÜLTÜR-SANAT GÜNEY SAYI 78 ÇIKTI

Kültür-Sanat

GÜNEY SAYI 78 ÇIKTI

Güney sayı 78 çıktı. Satış noktalarında....

Güney sayı 78'den.....

 

“Allah’tan ateistiz...”

DEVRİMCİLERİN/SOSYALİSTLERİN/KOMÜNİSTLERİN

“CENAZE” MERASİMİ ÜZERİNE GELİŞİGÜZEL NOTLAR...

1 İlk duyduğumda bu lafa gülmüş ve bir gün bir yazıya başlık yapacağımı hiç düşünmemiştim bile... Ama süreçte, o gün “gayriihtiyari” güldüğüm bu cümlenin şu veya bu biçimde bir karşılığı olduğunu görüyorum, görüyoruz... Bu elbette iyi bir şey değil. Üzerinde ciddi durulması gereken sosyolojik bir çarpıklığın bir ifadesi bu laf... Ciddi sorgulanması, çarpıklığın bulunup ortaya çıkarılması, bilinçli bir şekilde tavır takınılması, sadece teorik çerçeve ile kalınmayıp doğru tavrın bilinçli ve tutarlı bir şekilde pratikte uygulanması gereken bir durumla karşı karşıyayız aslında. Bu kadar ciddi bir durum var ortada.

2 Aslında beni bu kısa notları yazmaya iten şey, ömrünün önemli bir bölümünü devrim için, sosyalizm/komünizm için çalışmayla geçirmiş, bu uğurda birçok bedel ödemiş insanın, öldüklerinde cesetlerinin yaşamı boyunca mücadele ettikleri dinin ritüelleriyle toprağa verilmelerine, dinsel içerikli “uğurlamalara”, dinden devşirilmiş bir literatürün kullanılıyor olmasına vs. vs. duyduğum tepki...

3 Diyalektik materyalizm, marksist-leninistlerin, komünistlerin, Marksizm-Leninizm adına konuşanların dünya görüşünün adı. Marksist-leninistler diyalektik materyalisttir, “çünkü doğa görüngülerine yaklaşımı, doğa görüngülerini inceleme yöntemi, bu görüngüleri bilme yöntemi” diyalektiktir. “Doğa görüngülerini yorumlayışı, onları kavrayışı, teorisi ise materyalisttir.” (Stalin, Eserler, Cilt 15, s. 151, İnter Yayınları)

Devrimcilik, sosyalistlik, komünistlik bilinçli bir tercihtir. Kendisine bu sıfatları yakıştıran, bu idealler uğruna mücadele eden insanlar için idealizme karşı diyalektik materyalizmin savunusunun açık olması gerekir. Bu düşüncenin sahiplenilmesi demek aynı zamanda Marksizm-Leninizmin üç temel ayağından birisinin sahiplenilmesi ve savunulması demektir.

Bilimsel sosyalizm ile eş anlamlı olarak Marksizm, üç temel üzerinde yükselen devrimci bir dünya görüşüdür. Marksizmi kavradığını düşünen, onu savunduğunu söyleyen, kendisini marksist-leninist olarak görenler açısından diyalektik materyalizmle idealizm arasındaki kavgada diyalektik materyalizmden yana tarafını seçmek demektir. Bunun pratikte anlamı, dine karşı tutarlı bir karşı çıkıştır, ona karşı her alanda mücadeledir. Gerekçesi ne olursa olsun bir yandan materyalist dünya görüşünü savunup idealizme karşı felsefi cephede mücadele ederken diğer taraftan idealizmin gereklerine/taleplerine/hükümlerine göre yaşamak birbirini dışlayan şeylerdir.

4 Geçtiğimiz günlerde Vedat Türkali yaşamını yitirdi. Vedat Türkali’nin “cenazesi 31 Ağustos Çarşamba günü öğle namazından sonra Teşvikiye Camii’nden kaldırıldı.” Kimdir Vedat Türkali? Komünist düşünceyi benimsemiş birisi.. Materyalist yani... Ve ama toprağa girmeden, kendisine, yaşadığı dönemde mücadele ettiği düşüncenin kurumlarından birisinde, camide veda edildi, mücadele ettiği dinin emirlerine/gereklerine göre toprağa hazırlandı... Acı ve ama gerçek durum bu...

Vedat Türkali ne ilktir ne de son olacaktır...

Eğer sorun bilinçli ele alınmazsa ve bilinçli/tutarlı karşı çıkılmazsa marksist-leninistler, komünistler, devrimciler hayatı boyunca mücadele ettikleri düşüncenin kurumları tarafından “son yolculuklarına” uğurlanacaklardır.

5 Hayatı boyunca dine inanmayan, dine karşı mücadele eden (en azından teorik çerçevede... “En azından teorik çerçevede”; çünkü devrimcilerin/komünistlerin, kendisini marksist-leninist, komünist adlandıranların... çoğu durumda “halkla ters düşmemek” adına dine karşı tutarlı bir tavır takınamadıklarını düşünüyorum ve bu başlı başına üzerinde durulması gereken bir başka sorun), inanmayan bir insanın dini kurumlardan, din insanları tarafından yapılan dini ritüeller sonrasında uğurlanması ölen kişinin anısına karşı yapılan bir saygısızlık olduğu gibi, dini vecibelerin yerine getirildiği kuruma, sözkonusu kurumun cemaatine ve sözkonusu vecibeyi yerine getiren din insanına da yapılan bir saygısızlıktır.

6  “Herşey bitti de, bir bu mu kaldı çözmemiz gereken?” ya da “Bu da nereden çıktı şimdi? Çok mu gerekli bunu tartışmak, bunun üzerine konuşmak?!” gibi itirazları duyuyor gibiyim... Evet, bugün ve her zaman bu sorun tartışılmalıdır. Ta ki, çözülene kadar! Bence geç bile kalınmıştır. Eğer yaşadığı dönemde bir devrimci, bir marksist-leninist bizim için değerliyse, ki değerli olması gerekir, ölümünde bu insanla “vedalaşma”nın da bazı kriterler çerçevesinde olması gerekir. Bu konuda —en azından daha başka çözümler bulana, yeni bir bilinç yaratana kadar— tutarlı bir kültürümüzün olması ve pratikte uygulanması iyi olacaktır. Bu aynı zamanda sisteme karşı verilen mücadelede bir eğitim aracı olarak da kullanılabilecektir.

7 Konuyla ilgili olarak “Bu halkın bir parçasıyız, dolayısıyla bu toplumun bir parçasıyız, bu nedenle cenazemiz islami kurallara göre kılınabilir”, “Cemevleri pek de gerici değil!” veya “Halkın hassasiyetlerini, geleneğini anlamak durumundayız” gibi itirazlar da duyduk, duyuyoruz. Bunların hepsi ta en başta reddedilmesi gereken itirazlardır. Evet bu halkın bir parçasıyız ama ondan bir adım ilerde olmak gibi de bir sorumluluğumuz var. Bu toplumun bir parçası olmak demek o toplumun yerleşik değerleriyle uzlaşmamızı gerektirmez, dahası toplumu değiştirme ve dönüştürme gibi bir görevimiz var, bunun için devrimciyiz, bunun için marksist-leninistiz. Toplumun gerici değerleriyle uzlaşma yerine topluma önderlik görevimizi yerine getirmeliyiz.

8 Bu konuda olumlu örnekler var. Dünya devrim tarihinden örnekler var. Uzağa gitmeye gerek yok, Türkiye’den örnekler var: Aziz Nesin, Can Yücel örnekleri var. Yani sorun birçok açıdan yeni değildir, olumlu alternatif örnekler vardır. Sorun, olumluyu genelde daha fazla yansıtabilmek, pratikte daha fazla uygulamaktır.

9  “Halkımızın duyarlılığı”, “gelenekler”, “kitleyle ters düşmemek”... gibi düşünceler/kaygılar, bir devrimcinin, bir marksist-leninistin bedeninin camide veya cemevinden, oranın kurallarına göre yolculanmasına gerekçe olamaz, olmamalıdır. Bizim kendi kurallarımızın, bu konuda da bir kültürümüzün olması gerekir. Ve bu kültürün en temel noktası dinsel ögelerden arınmışlık olmalıdır. Belirleyici olan ölenin sağlığında savunduğu, mücadele ettiği düşüncelere uygun toprağa verilmesi olmalıdır.

10 Bu konuda örneğin ölüyle “vedalaşılacak” mekan dinsel mekanların dışında her yer olabilir. Önemli olan ölünün arkadaşlarının/dostlarının biraraya gelerek ölünün yaptığı olumlu (ya da olumsuzlukları) paylaşmak, anıları hatırlamak, onlar üzerine konuşmak, ölünün yaptığı olumlu işleri anlatıp bir anlamda örnek almak, hatalardan ders çıkarmak, mücadele neferi olmanın erdemleri üzerine görüş alışverişinde bulunmak, ailenin acısını paylaşmak vs. vb. olduğu için yerin fazlaca bir önemi yoktur. Bu ölen insanın daha önce çalıştığı işyeri olabilir, mezarlık olabilir, sendika binası, bir park, bir açık alan vs. olabilir... Önemli olan öleni “uğurlamaya gelenlerin” sosyalleşebilecekleri uygunlukta bir yerin olmasıdır.

11 Bilindiği üzere mevcut dinlere göre ceset toprağa gömülür. Bu dinlerin öngördüğü, uyguladığı ritüeldir. Hedef cesedin ortadan kaldırılmasıdır. Oysa bunun dışına çıkmak mümkündür. Bu konuda örneğin cesedin yakılması bir çözüm olabilir. Şu anda yakma yoluyla bir çözüm mevcut yasalara göre yasaktır. Bu yasağın kalkması ve inanmayan insanların cesetlerinin ortadan kaldırılması konusunda örneğin belediyelerin en azından bir yer tahsis etmesi talep edilebilir.

12 Ölen bir devrimcinin, komünistin, marksist-leninistin... ardından kullanılan literatür de kökten değiştirilmelidir. Anda varolan, söylenen nedir?

Esasta dinden alınmış olan ve ama dinle arasına mesafe koyma adına kimi zaman saçma sapan anlamlara gelen bir jargondur kullanılan...

Örneğin, “Mekânı cennet olsun...”, “Allah sabır versin...”, “Nur içinde yatsın...” gibi cümleler dinden birebir alınan, devrimcilerin sıklıkla kullandığı cümlelerdir. Bunlar yanında ama bu dileklerin dini olduğunu bilen ve kullanmak istemeyen devrimciler, kendisine sosyalist/komünist diyenler kelimeleri biraz değiştirerek de kullanmaktadırlar. Örneğin; “Yıldızlar yoldaşı olsun!”, “Işıklar içinde uyusun!”, “Yıldızlara uğurladık onu...”, “Işıklar üzerine yağsın!”, “Yıldızlar içinde uyusun”... gibi yer yer saçmalığa varan bir jargon bugün devrimciler, kendisini “sosyalist/komünist” olarak adlandıranlar arasında kullanılmaktadır. Bu sözlerin büyük bir bölümü din kaynaklıdır. Örneğin bu anlamda dinden kurtulunmamıştır. Değişiklik Arapçayı/Osmanlıcayı kullanmama adına söylenen bu sözlerin, dinsel temennilerin “Türkçe” ifadesinden başka bir şey değildir. Örneğin “Işıklar içinde uyusun!” dileği “Nur içinde yatsın!”ın ta kendisidir. Ya da “Işıklar üzerine yağsın!” dileğindeki “ışık” dindeki “nur”dan başka bir şey değildir!

13 Bazı dilekler de Alevilikten alınmıştır:            “Hakk’a yürümek...” gibi ya da “Devri daim olsun!” gibi... “Devri daim olsun!” Alevi-Bektaşi geleneğinde, ölen kişinin arkasından söylenen bu söz devrimciler tarafından yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Çıkış noktası, Alevi inancındaki anlamı şöyledir: Bir insan, kamil insan olana kadar Hakk’a yürümez. Hakikat kapısından geçen ve dünyadaki devrini tamamlayarak kamil insan olabilen kişi ancak Hakk’a yürür ve geldiği yere geri döner. Evet devrimciler, materyalistler, diyalektik düşünceye sahip olduğunu iddia edenler... bu idealizmi bilerek ya da bilmeyerek üzerlenmişlerdir. Yine sıkça kullanılan “Hakk’a yürümek” deyimi de ölen bir kişinin ardından onun öldüğünü ifade etmek için yaygınlıkla kullanılan bir sözdür.

14 “Cenaze” kelimesi zaten başlı başına problemlidir. Bu kelime de din kaynaklıdır ve birebir kullanılmaktadır. Kelimenin anlamı “tören için hazırlanmış ceset”tir aslında ve ama bu yalınlıkta kullanılması çoğu zaman abesle karşılanır. Çünkü dinlerin binlerce yıllık süreçte oluşturduğu ölümü yüceltme üzerine kurulu bir kültür etkisini sürdürmektedir. Bu nedenledir ki dinsel bir “uhreviyatı da içeren” “cenaze” kelimesinin kullanılmasında bir sakınca görülmemektedir. Yine yer yer “mevta” kelimesi de “ölü, ölmüş kimse”yi adlandırmak için kullanılmaktadır. Burada derdimiz Arapçanın mı, Türkçenin mi kullanıldığından öte “bizim mahalle”nin, “çizginin bu tarafında olanların”, kendisini devrimci, sosyalist/komünist adlandıranların kullandıkları kelimelerle hâlâ dinin etkisi altında olduklarına vurgudur.

15 Devrimcilerin, kendisini marksist-leninist olarak adlandıran ve sağlığında sosyalizm ve komünizm için mücadele edenlerin öldüklerinde camilere, cemevlerine, kiliselere götürülüp dini törenlerden sonra toprağa verilmelerinin bir nedeni de ailenin ölü üzerindeki sahiplenme “hakkı”dır. Bir devrimci bunun önüne daha yaşarken geçebilir. Resmi olarak vasiyetini hazırlayabilir, cesedinin nasıl kaldırılmak istediğini belirleyebilir.

16 Tekrar başa dönüyorum: Birşeylerin değişmesi gerekiyor. Ölümü/ölüyü kutsayan bütün dinsel abartılardan kurtulmak için, her devrimci ölünün ardından camiye, cemevine taşınmamak için... bilinçli olarak konuyu tartışmak gerekiyor. Hatta bu tartışmayı “şehit” kültürü ile genişleterek ve onunla içiçe de tartışmak gerekiyor. İlk etapta yapılması gereken ise dilimizi “düzeltmek!” Bunun çok kolay olduğunu düşünmüyorum ve ama bir yerden başlamak ve çaba göstermek gerekiyor.

İşte o zaman ancak “Allah’tan ateistiz...” çarpıklığından kurtulabilir, bu alanda da kendi komünist kültürümüzü oluşturabiliriz...

Derya Gümüş

22 Eylül 2016 

 

 

Dünyadan

İşçi Dünyası