• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Cts06242017

Last updateÇrş, 21 Haz 2017 9am

Back Buradasınız: ANASAYFA Kürdistan ABLUKA SONRASI: CİZRE’DEN İZLENİMLER

Kürdistan

ABLUKA SONRASI: CİZRE’DEN İZLENİMLER

ABLUKA SONRASI: CİZRE’DEN İZLENİMLER

12 Eylül tarihinde sekiz günlük insanlık dışı bir uygulama olan sokağa çıkma yasağı ertesinde, 21 insanın öldürüldüğü Nur Mahallesinde bütün evlerin top atışlarıyla, kurşun atışlarıyla harabeye çevrildiği, kepenklerin duvarların paramparça edildiği Hrant Dink'in dediği gibi ''bu ülkede güvercinleri de vururlar'' sözünü ispatlarcasına bir sokakta 30'a yakın güvercinin öldürüldüğü, suların, elektriklerin kesildiği Cizre'de sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını duyduğumuzda iki arkadaş Amed'ten o güzel insanları Sur içinde bırakarak yola çıktık.

Cizre’ye vardığımızda şehrin girişinde bütün araçların kontrollü bir şekilde içeri sokulduğunda kimlik kontrolü yapıldığına tanık olduk. Panzerler, akrepler bütün şehir girişindeki ışıkların çevrelerinde konumlanmışlardı. Aramaları geçip arabadan inip Cudi Mahallesine doğru ilerlediğimizde, ana caddedeki tüm dükkanların tabelalarının bilinçli bir şekilde parçalandığına tanık olduk.
Cudi Mahallesinde taziye evine gittik. İnsanlar da sanki yeniden doğmuşçasına, sanki bir bebek dünyaya gelmişçesine bir sevinç hali vardı. Sekiz günlük sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı sevinci ile bir rahatlama, insanın kendisinin de anlamadığı bir gülme yüzlerinden okunuyordu. Burada bir süre kaldıktan sonra çatışmaların çok yoğun yaşandığı Nur Mahallesine bir grupla birlikte gittik. Yol üzerinde müthiş bir kalabalığa tanık olduk. Bir kamyonun etrafında, merak edip yanaştığımızda bunun bir sebze kamyonu olduğunu gördük. İnsanlar sanki bir kıtlıktan çıkmışçasına her zaman aldıkları bir iki kiloluk domates, salatalık yerine her önüne gelen bir kasa domatesi, salatalığı alıp gidiyordu. Bu durumdan anlaşılacağı gibi tekrardan çatışmaların başlayabileceği endişesi vardı. Öyle bir söylenti yayılmıştı. Nur Mahallesine geldiğimizde, daha önce görmüş olduğumuz mahallelerle hiç alakası olmayan görüntülere tanık olduk. İkinci ve üçüncü katlardaki evlerde kurşun ve top atışlarının değmediği yer kalmamıştı. Bütün evlerin camları kırıktı, dükkan kepenkleri hepsi paramparçaydı, bir tane sağlam yoktu. Evlerin önündeki arabaların 30-40-50 kurşun değil, 200-300 kurşunla kurşunlandığına tanık olduk. Evlerin taranmasıyla yapılmak istenen kitlenin mahalleyi tümüyle boşaltmasıydı. Taranan evlerdeki kurşun izlerinin, kurşun mesafelerinin tümüyle bir insan gövdesini hedef alacak şekilde atıldığını gördük. İnsanları bölgeden göçertme hedefi amacı olduğu açıktı, çünkü taranmayan ev kalmamıştı. Hemen ilk günden yaptıkları, elektrik trafolarının patlatılması ve suyun kesilmesi ile halkı devrimcilerden ayırarak devrimcileri daha kolay hedef haline getirme amacını gördük. Tüm bunlara rağmen halkın çok yoğun top atışları ve kurşunlanmalar başlayana kadar evlerini terk etmediklerini duyduk. Keskin nişancıların hareket halindeki tüm insanları yediden yetmişe kadar vurduklarını, sizin de kolayca öğrenebileceğiniz gibi 9 yaşla 17 yaş, 45 ile 65 yaş arasındaki insanları öldürdüklerini biliyoruz. Devlet yetkililerinin açıkladığı gibi terörist olan bir yaş grubu olmadığını hepimiz görüyoruz. Burada terörist olan birileri var doğru, bu terörist sokaklarını faşizmden, faşizmin kolluk güçlerinden arındırmaya çalışan halkın öz savunma gücü değil, akrepler de, kirpiler de, tir tir titreyerek halkın üzerine ateş açan faşizmin özel kuvvetleriydi. Nur Mahallesini gezdikten sonra taziye evinin oraya geldiğimizde insanların bize ayırmış oldukları evlerde ağırlandık. Burada bir kez daha Kürtlerin misafirperverliğini anlatmaya gerek yok, bu zaten herkesçe biliniyor. Sabahleyin kalktığımızda cenazelerin alınması için halkın Demokratik Bölgeler Partisi’nin önünde toplandığını duyduk ve oraya doğru yürüdük. Oraya vardığımızda 16 cenazenin geride kalanlarının feryatlarına, ağıtlarına tanık olduk. Analar, kızlar, kız kardeşler ''xwedé te kur bike'', ''xwedé te ker bike'', ''xwedé bela te bide'' beddualarıyla en sevdiklerini ellerinden alanın kendisine öfkelerini kusuyorlardı. Saat 11 gibi partinin önünde toplanan on binlerce insan cenazelerini almak için Dicle Nehrinin üstündeki köprüye doğru yürüyüşe geçti. Her bir yol ağzında kitlenin ikiye üçe beşe ona katlandığına tanık olduk. “Katil Erdoğan!, Şehit namırın!, Faşist devlet hesap verecek!, Yan mirin yan azadî!, Kürdistan faşizme mezar olacak!” sloganları eşliğinde köprünün ortasına kadar gittik. 16 cenazeyi alacak olmamızın kahrıyla, kiniyle bekledik. Cenaze arabaları yaklaşık bir 20 dakika sonra karşıdan göründü. Arabaların önündeki binlerce insanla birlikte ortada buluştuk. Her bir cenaze arabasının içinde ikişer üçer tabutlar vardı. Cenaze arabasından yükselen kederli müzikler eşliğinde adım adım yürüdük. Yürüyüş esnasında kitlenin bir dakika bile rehavete kapılmadan, büyük bir kin ve öfkeyle nefretini haykırdığına tanık olduk. Buradan yoksul, emekçi Türk halkına şunu söylemek isteriz ki, bir avuç terörist denilen yalanların doğruluğunu yanlışlığını görmek istiyorlarsa, ama halktan ama gerilladan gelen bir cenazeye katılmalarını isteriz. On binlerin, yüz binlerin kendi evlatlarına büyük bir aşkla nasıl sahip çıktıklarını görmelerini isteriz. Kitle uzun bir yürüyüşten sonra Newroz alanında toplandı. Cenaze araçları, Newroz alanlarına yavaş yavaş girdi. İlk cenaze arabasının kapısı açıldığında kitleden hep bir ağızdan “şehit namirin!” sloganları yükseldi. Newroz alanına indirilmeye çalışılan cenazeler kitlenin kalabalıklığından dolayı baya bir zaman aldı. Yapılan konuşmalarda Cizre halkının ulusal hakları için ayağa kalktığı 1980 yılından beri hiçbir katliama boyun eğmediği ve eğmeyeceği vurgulandı. Kitleden “intikam, intikam, intikam” sesleri yükseldi. Yapılan konuşmalardan sonra mezarlığa doğru yürüyüşe geçildi. Anaların feryatları gökleri iletirken cenazeler teker teker toprağa verildi. Kürdistan halkı ölümlere katliamlara yabancı bir halk değil, ama 35 günlük bebeğin o 8 günlük sokağa çıkma yasağı esnasında hastaneye gidemediği için ölmesi asla ve asla kabul etmediğini yüreklerinin paramparça olduğunu gördüm. Ey dünya, ey Türk halkı bu yapılan vahşeti birileri size yapsa, siz o devlete o millete sevgi ve barış duygularıyla yaklaşır mısınız?

İşte Kürt halkının ve siyasi temsilcilerinin, milletvekillerinin büyüklüğü burada yatıyor. Bizler halen barış diyoruz. Bizler halen Türk ve Kürt halklarını kardeşliği diyoruz. Cenazelerin gömülmesinden sonra kitle evlerine doğru yürüdü.

Ey faşist Türk devleti! Bugün ortalıkta bir tane akrebiniz, bir tane tomanız yoktu. Kürt halkı kendi ilçesinde, kendi sorunlarını çözmek için irade beyan ettiğinde de böyle ortalıkta olmasaydınız, bir insan ölmeseydi devlet otoritenizden ne kaybederdiniz?

Suç sizde değil. Biz Kürdistan halklarında! Madenlerimizin, petrolümüzün, elektriğimizin, emek gücümüzün hırsızı faşist Türk devletine hep bir ağızdan Kürdistan'dan defol demediğimiz için biz suçluyuz.

Yaşasın Cizre halkının şanlı direnişi!

Kahrolsun faşist Türk devletinin barbarlığı!

Tarihteki tüm katliamların hesabını devrimle soracağız! 

Ya barbarlık ya sosyalizm!

13.09.2015

YDİ Çağrı okuru

Dünyadan

İşçi Dünyası