• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt08212017

Last updateCts, 12 Ağu 2017 1pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Kadın ROJAVA „DEVRİMİ“ VE KADINLAR

Kadın

ROJAVA „DEVRİMİ“ VE KADINLAR

ROJAVA „DEVRİMİ“ VE KADINLAR

Suriye'de Esad rejimine karşı ayaklanma ve bunu takip eden içsavaş bütün şiddetiyle devam ederken, Batı Kürdistan'da (Kürdistan'ın "Suriye sınırları" içindeki parçası) Kürt kadın ve erkek savaşçılar kendilerine yönelen tüm saldırılara karşı mücadeleyi kendi ellerine alma kararlılığını ortaya koydular. 18'i 19 Temmuz 2012'ye bağlayan gece YPG savaşçıları Kobanê halkıyla birlikte Esad rejiminin güçlerini şehir dışına sürdü ve yönetimi ele geçirdi. Bu mücadelede kadınlar da aktif bir şekilde yeraldılar ve 2013 yılında YPJ'yi (Kadın Savunma Birlikleri) kurdular.  Kobanê'nin kurtuluşunun ardından diğer alanlarda da  Baas-rejiminin güçlerini geri çekmesi temelinde Rojava'nın kurtarılması gerçekleştirildi. Kobanê ve Rojava artık ulusal özgürdü! Kurtarılan Kürt yerleşim alanlarında hızla özyönetim yapılandırılmasına geçildi. 2013'ün Kasım ayında Rojava'da yaşayan tüm dini/mezhepsel ve etnik grupların katılımıyla yeni bir demokratik anayasa kabul edildi ve Ocak 2014'de de Rojava'da demokratik özerklik ilan edildi. Kabul edilen Anayasa'nın giriş bölümünde şöyle denmektedir:

"Rojava Anayasası

Rojava Toplumsal Sözleşmesi

Giriş

Din, dil, ırk, inanç, mezhep ve cinsiyet ayrımının olmadığı, eşit ve ekolojik bir toplumda adalet, özgürlük ve demokrasinin tesisi için. Demokratik toplum bileşenlerinin siyasi-ahlaki yapısıyla birlikte çoğulcu, özgün ve ortak yaşam değerlerine kavuşması için. Kadın haklarına saygı ve çocuk ile kadınların haklarının kökleşmesi için. Savunma, özsavunma, inançlara özgürlük ve saygı için. Bizler demokratik özerk bölgelerin halkları; Kürtler, Araplar, Süryaniler (Asuri ve Arami), Türkmenler ve Çeçenler olarak bu sözleşmeyi kabul ediyoruz." (Rojava Anayasası, https://civiroglu.net/rojava-toplumsal-sozlesmesi)

İşte, Rojava Demokratik Özerklik Yönetiminin ilanıyla sonuçlanan bu süreç "19 Temmuz Devrimi" olarak adlandırılmaktadır. Aynı zaman da ama, bu ulusal kurtuluş mücadelesinin bir "kadın devrimi" olduğu propagandası da yoğunluk kazanmaktadır. Bu nedenle "Rojava Kadın Devrimi" propagandasının da bir değerlendirilmesi gerekliliğini dayatıyor.

Başta Türk devleti olmak üzere bölgedeki hemen hemen tüm gerici güçlerin öfke ve şiddetinin hedefi olan ve doğrudan IŞİD/DAİŞ'in saldırılarına maruz kalan Rojava kararlı bir biçimde direnmektedir. Fakat, Rojava'ya yönelik saldırı tehditleri hâlâ sürmektedir.

Rojava kadın devrimi–Kadınların devrimi mi?

Varolan ulusal, etnik ve mezhepsel farklılıklara karşın, Batı Asya (Orta Doğu) coğrafyasında kadınlar yoğun bir erkek egemenliği altında yaşıyorlar. Irak, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, İran'da kadınları en baştan yasal olarak da erkeğe bağımlı kılan şeriat yasaları işliyor. Bu yasalar, kadını evleninceye kadar babaya, evlendikten sonra kocaya tabi kılıyor. Kadınların birey olarak özgür yaşama, çalışma, sokağa çıkma, seyahat etme, çocuklarının velayetine sahip olma hakları çoğunlukla hiç yok veya ancak çok özel şartlarda ve çok sınırlı biçimde var.  Kadınların örgütlenme hakları ise sözkonusu dahi değil! Yani bu coğrafyada kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürütmesi için çok sebep var! Ancak ne yazık ki, bu ülkelerin ezici çoğunluğunda dikkate alınabilir bir kadın hareketi sözkonusu değil. Hatta bugün yürüyen savaş ve içsavaşlarda IŞİD, Al Nusra vb. gibi kadınların köleliğini daha da katmerleştiren gerici, dinci hareketler ön planda. Bunların bir tek istisnası var: Kürt ulusal kurtuluş hareketi!

Kuzey Kürdistan'da otuz yılı aşkındır süren Kürt ulusal kurtuluş hareketi yönelimi ve pratiği açısından kadınların eşitliği ve özgürlüğünü önemseyen bir hareket olarak şekillenmiş, bu mücadele süreci içerisinde kendi kadın kadrolarını, örgütlerini ve gerilla ordusunu yaratabilmiştir. Bu süreç, Kürdistan'da yoğun ve ağır biçimde hâlâ varlığını koruyan feodal-pederşahi kölelik zincirlerinin parçalanması demektir. Batı Kürdistan, Rojava'daki kurtuluş hareketi de işte en başından bu kısmen gelişken, ulusal kurtuluş mücadelesiyle kadın özgürlük mücadelesini birleştirmeye çalışan hareketi örnek almıştır.

Her ulusal kurtuluş hareketinin erkek-kadın-çocuk-yaşlı demeden tüm halkına ulusal kurtuluş mücadelesine omuz verme çağrısı yapması normaldir. Ancak bunu nasıl ve hangi programla yaptığı, önderliğin ilerici-demokratik mi, yoksa gerici-şeriatçı mı olduğu kadınların özgürlük mücadelesi açısından belirleyicidir.

IŞİD/DAİŞ, Al-Nusra vd. dinci gericilik önderliğindeki ulusal kurtuluş hareketleri de kadınları "göreve" çağırmaktadır. Ancak, onların bu mücadele içinde kadınlara biçtikleri rol salt geri hizmetlerde bulunmak, IŞİD savaşçılarına vb. seks köleliği dahil kölelik yapmaktır! Kadınların özgürleşme taleplerine bunların programında yer yoktur!

Esad'ın ordusundan kopmuş subaylar tarafından oluşturulmuş ve  Esad rejimine ve DAİŞ'e karşı Batılı emperyalistler tarafından desteklenen "muhalif güç" olarak  "Özgür Suriye Ordusu"nun (ÖSO) da kadınların özgürlüğü gibi bir derdi yoktur! ÖSO'nun denetim alanlarında şeriat yasalarının uygulanması sözkonusudur. 

Rojava'daki ulusal kurtuluş hareketinin farklılığı bu noktada barizdir. Rojava'nın silahlı gücü Halk Savunma Birlikleri'nin (YPG) kadın kolu, silahlı kadın gücü olarak YPJ (Kadın Savunma Birlikleri), Rojava'yı Baas rejiminden ve IŞİD'den temizleme, savunma savaşında en başından itibaren yer aldı ve kadınlar bu mücadelenin eşit bileşenleri olarak kendilerini gösterdiler. Özerklik ilanını izleyen süreçte, Rojava öz yönetimini yerel meclisler temelinde örgütlemeye koyuldu. Bu meclislere kadınların dahil edilmesine büyük önem verildi ve hatta şehirlerde kadınlar kendi ayrı meclislerini oluşturdular. Kadınları ilgilendiren bütün sorunlarda karar mekanizması olarak  kadın örgütleri/organları/meclisleri esas kabul ediliyor. Kamu idaresinde yüzde 40 kadın kotası uygulaması büyük bir kararlılıkla gerçekleştiriliyor. PYD (Demokratik Birlik Partisi) eşbaşkanlık sistemini uyguluyor: en tepede Asya Abdullah ve Salih Müslüm eşbaşkanları yeralıyor.  Eşbaşkan Asya Abdallah bir röportajda durumu şöyle özetliyor: "Ortadoğu‘da hiçbir yerde kadın Kürt ulusal hareketinde olduğu gibi aktif bir rol gösteremiyor. Siyasal, sosyal veya askeri alanda olsun, kadın mücadelenin her alanında temsil ediliyor." (Radikal gazetesi röportajından)

Rojava Anayasa‘sının kadınların hak ve özgürlüklerini garanti altına alan kimi maddeleri şöyle:

"6. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerde her şahıs ve oluşum erk ve haklar bakımından yasalar önünde eşittir."

"22. Madde: Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin sivil, siyasi, kültürel, toplumsal, ekonomik maddeleri ve ilgili tüm bildiriler bu Toplumsal Sözleşme’nin bir parçasıdır."

"23. Madde:

  1. Herkes etnik, dil, cinsiyet, dini, mezhebi ve kültürel kimliğini yaşama hakkına sahiptir."

"27. Madde: Kadınların siyasi, toplumsal, ekonomik, kültürel ve her türlü yaşam hakkı vardır (güvence altına alınır)"

"28. Madde: Kadınlar, özsavunma ve her türlü cinsiyet ayrımını kaldırma, reddetme hakkına sahiptir."

"29. Madde: Toplumsal Sözleşme, çocuk haklarını güvence altına alır, çocukların çalıştırılması, çocuklara fiziki ve psikolojik işkence yapılması ve çocukların küçük yaşta evlendirilmesini yasaklar."

  1. Madde: Demokratik Özerk Yönetimlerin üye sayısı kentlerin ve bölgelerin nüfusa sayısına (oranına) göre belirlenir ve cinsiyet kotası yüzde 40’tan (%40) az olamaz. Aynı zamanda seçim yasasına göre; Süryani ve gençlik temsiliyeti kotası da özel olarak belirlenir."

"65. Madde: Mahkemelerdeki temsiliyette de yüzde 40 (%40) cinsiyet kotası uygulanır."

"86. Madde: Kadın temsil oranı tüm kurum, yönetim ve kurullarda yüzde 40’tan az olmamalıdır."

"90. Madde: Eğitim yöntemleri ve müfredatında da siyasetten uzaklaştırma, ırkçı ve şoven kavramları kaldırılır. Bunların yerine toplumsal çok renklilik ve çok kültürlülüğü koyar."

  1. Madde:  a- Din ve devleti işleri birbirinden ayrıdır." (Rojava Anayasası, https://civiroglu.net/rojava-toplumsal-sozlesmesi)

Bütün bunlar şüphesiz, ilerici, demokratik bir ulusal kurtuluş hareketinin atmış olduğu önemli ve pozitif adımlar olarak değerlendirilmek zorundadır. Rojava'nın kurtuluş mücadelesinde PYD’nin kadınların özgürlük mücadelesine verdiği önem Batı Kürdistan'da kadınların konumunu kökten değiştirme yolunda,  feodal-pederşahi kölelik zincirlerini parçalama yönünde ilk büyük hamleyi gerçekleştiren bir dönüm noktasıdır. Kabul edilen Rojava Anayasası salt kadın-erkek eşitliğini ve evrensel insan ve kadın hakları sözleşmelerini temel almakla kalmıyor, buna uygun toplumsal dönüşümü büyük bir hızla gerçekleştirebilmek için bütün demokratik özerk yönetimlerde ve kamu idaresinde yüzde 40'lık kadın kotası uygulamasını yasalaştırıyor.

Bütün bunların kabul ettirilmesi sürecinde asırlardır egemen olan  ve kadına söz hakkı tanımayan mutlak erkek egemen zihniyetin ve toplumsal alışkanlıkların direncinin kırılması gerektiği aşikârdır. Rojava'da ilk büyük hamle ve bu anlamda bir devrim gerçekleştirilmiştir. Kadın örgütlerinin çatısı Yêkitiye Star'ın, Rojava Kadın Hareketi’nin bu büyük kazanımın propagandasını yapmaları, bu devrimden büyük bir gururla bahsetmeleri anlaşılırdır. Ve salt bu anlamda "Rojava kadın devrimi" propagandası anlaşılırdır.  

Ancak, burjuva-demokratik önderliklerdeki ulusal kurtuluş mücadelerinin sınırının bilindiği, kadınların kurtuluşu toplumsal mücadele yolunun bilindiği koşullarda, abartılı propagandalardan da kaçınılmak gereklidir. Bu, özellikle Marksizm-Leninizm adına konuşan hareketler açısından geçerlidir. Bir devrimde, bir kurtuluş mücadelesinde kadınların aktif rol oynamasının propagandası elbette önemlidir, fakat gerçek durumun olduğundan fazla gösterilmesine de izin verilemez. Evet Rojava devrimi, savaşan kadın ve erkeklerin alışılmış toplumsal rollerini bütünüyle değiştirmeye yönelik büyük bir ileri atılımdır. Fakat, ekteki Halime Yusif söyleşisinde de açıkça dile geldiği gibi, henüz her şey çok yeni ve kırılgandır. Erkeklerin toplumsal gücü ve direnişinin kırılması hiç de öyle kolay değildir. Tarihteki birçok ulusal kurtuluş hareketinde görüldüğü gibi, mücadele yıllarında kadınların –biraz da zorunluluktan kaynaklanan– kazanımlarıyla elde ettikleri konumlar, savaş bitip herkes eve döndüğünde hızla yitirilebilmektedir. Savaştaki kadın ordu komutanları, yeniden evin dört duvarına hapsedilebilmekte,  çamaşır-bulaşığın içine gömülebilmektedir. Rojava demokratik özerk yönetimlerdeki yüzde 40'lık kota şartı, bunun bir freni olabilir. Ama ancak, gerekli diğer toplumsal adımlarla, öncelikle de kadınların ekonomik bağımsızlıklarıyla birleştirilebilirse. Çocuk bakımı ve eğitimi ve kadının sırtında olan bütün yeniden üretim alanının toplumsallaştırılması adım adım gerçekleştirilebilirse...

Bütün bunlar için, kadınların toplumsal konumlarının bir bütün olarak değiştirilmesi ve toplumsal eşitliğin sağlanması için, Rojava'da da  yürünecek daha çok uzun bir yol, gerçekleştirilmesi gereken proleter devrim var!

Rojava Devrimi'nin kazanımlarını savunuyor, ancak abartılara da ihtiyaç duymuyoruz.

14.10.2016

HALİME YUSİF’LE SÖYLEŞİ: ROJAVA, DEVRİM VE KADINLAR

Hatırlarsınız, Diyarbakır’daki çılgın proje açılışında (hani şu Erdoğan, Barzani, Şivan Perwer, İbo’nun “büyük bir aile” olarak buluşup toplu nikâh töreniyle barışın kurdelesini kestikleri seyrüsefer) Başbakan Erdoğan, “Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletine izin vermeyiz” demişti. “Suriye’nin kuzeyi“ diye müphem bir bölgeden bahsedilen aynı basın demeçlerinde yıllarca “Irak’ın kuzeyi” ya da “kuzey Irak” diye anılan bölge ise -Barzani’nin hatırına olacak- “Kürdistan” diye adlandırılmaya terfi etmişti. Takip eden günlerde “Irak Kürdistan’ını kastettim”, “Türkiye Kürdistan’ı lafı kabul edilemez”, “Atatürk de Kürdistan dememiş mi?” gibi demeçlerin izleyicisi/dinleyicisi olduk. 

Devletin ve ana-akım medyanın dilinde “Suriye’nin kuzeyi” diye anılan o meçhul bölgenin, pek de meçhul olmayan bir adı var: Rojava, yani Batı Kürdistan. Üstelik geçtiğimiz Kasım ayında Qamişlo kentinde Batı Kürdistan Geçici Yönetimi ilan edildi. Başbakanın “Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletine izin vermeyiz” açıklaması da bununla ilgiliydi zaten. Rojava’da yaşananların Türkiye’deki barış sürecini doğrudan etkilediği ve etkileyeceği açık. Ama Türkiye’deki “süreç” tartışmalarının ötesinde, Rojava’da olup bitenlerin kadınları doğrudan ilgilendiren başka boyutları da var. 

Yekitiya Star Rojavalı kadınların öz-savunma örgütü olarak tanımlanıyor. 2005 yılından bu yana Rojavalı kadınlar Yekitiya Star çatısı altında örgütleniyor, öz-savunma eğitimleri alıyor, silahlanıyor, El-Kaide ve çetelere karşı çatışmalarda aktif olarak yer alıyorlar. Savaş ya da savaşmak kelimeleri yerine “öz-savunma” kavramını kullanmayı tercih ediyor, yaptıklarının savaşmak değil, kendilerini savunmak olduğunu vurguluyorlar. Yekitiya Star ayrıca erkek egemenliğine karşı mücadelenin çeşitli mekanizmalarını oluşturmak için de çalışıyor ve örgütleniyor. 2012’nin Temmuz ayında Rojava halkının kendi yönetimini elde etmesiyle Yekitiya Star, “Rojava devrimi bir kadın devrimidir” diyerek siyasi mücadele alanını genişletti. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da bulunan Yekitiya Star Diploması Sorumlusu Halime Yusif’e Rojava’yı, öz-savunma’nın ne olduğunu, kadın devrimiyle neyi kastettiklerini sorduk.

 

Tüm haberlerde, katıldığınız panel ve toplantılarda, röportajlarınızda “Yekitiya Star Dış İlişkiler Sorumlusu Halime Yusif” olarak geçiyor adınız ama bundan fazlasını bilmiyoruz sizle ilgili. Kendinizi biraz tanıtır mısınız? 

Ben Halime Yusif. Efrîn’de doğdum, Halep’te büyüdüm. Erken yaşlarda, 14-15 yaşlarındayken siyasi fikirlerim oluşmaya başladı. Ondan sonra da siyasi mücadele, hayatım oldu zaten. Bu yüzden kendimle ilgili başka ne söyleyeyim bilmiyorum. Devrimden önce de siyasi mücadelenin içindeydim. Şimdi de Yekitiya Star’ın Diplomasi sorumlusuyum. 

14-15 yaşlarında oluşan siyasi fikirleriniz neydi? 

Ben siyasete başladığımda yalnızca Kürt kimliğimle ilgili bir farkındalığım vardı. Şimdi devrimden bahsediyoruz. Ama devrim öyle birden bire olmadı. Rojava’da mücadele yıllardır devam ediyor. Çünkü Kürtlere yönelik baskı ve zulüm çok uzun yıllardır var. Bunun karşısında da yıllar içinde büyüyen bir mücadele var. 14-15 yaşlarındayken ben de Kürt kimliğimden dolayı bu mücadeleye dâhil oldum. O zamanlar kadın kimliğimle ilgili bir farkındalığım yoktu. Bizim kadın olarak mücadelemiz daha sonra başladı. Önder Öcalan’ın felsefesi ve çağrısı etkili oldu. Yalnızca Kürt olduğumuz için değil kadın olduğumuz için de biz bu mücadelenin içindeyiz. Hem kadınlar, kadınlık üzerine düşünmeye başladık. Hem de içinde bulunduğumuz mücadelede kendimizi temsil etme şansını bulduk. 

Yekitiya Star’a, Rojava Devrimi’ne ve bunun neden bir kadın devrimi olduğuna geçmeden önce, en baştan başlayıp adım adım ilerleyelim mi? Çünkü hem Türkiye’deki devlet erkanı hem de ana-akım medya “Suriye’nin kuzeyi” diye meçhul bir bölgeden bahsediyor sürekli. Rojava neresidir? 

Rojava Batı Kürdistan’dır. Nasıl Türkiye sınırları içindeki Kürt bölgesi Kuzey Kürdistansa, Irak’ta şimdi özerk yönetim olan bölge Güney Kürdistansa, Rojava da Suriye sınırları içinde kalmış Batı Kürdistan’dır. Zamanında sınırları çizmişler. Burası Türkiye, burası Suriye, burası İran, burası da Irak demişler. Ama o sınırlardan binlerce yıl önceden beri Kürdistan var. Kürtler binlerce yıldır bu topraklarda yaşamış.

Rojava’da Kürtler mi yaşıyor yalnızca? 

Hayır. Rojava üç bölgeye (kantona) ayrılır: Cizîrê, Kobanê, Efrîn. Bu üç bölgenin içinde de ayrı ayrı şehirler var. Mesela Cizîre bölgesinde, Serêkaniyê var, Hesekê var, Amudê var, daha bir sürü şehir var. Kobanê’de, Efrîn’de büyük küçük şehirler var. Buralarda Kürtler yaşıyor çoğunlukla. Ama Araplar, Süryaniler, Yezidiler, Türkmenler, Ermeniler de var. Kültürel olarak çok çeşitli, çok zengin bir yer Rojava. 

“Rojava devrimi bir kadın devrimidir” kısmına geçmeden önce devrimin kendisinden bahsedelim mi? Neden Rojava’da olanlar “devrim” olarak adlandırılıyor? Bu devrim ne zaman, nasıl oldu? 

Kürtlere yönelik, Kürt kimliğine yönelik baskılar hep vardı. Ama 2004 yılında Qamişlo katliamıyla artık bıçak kemiğe dayandı. Çok insanımızı öldürdüler, çoklarını tutukladılar, kaybettiler, gençlerimiz okullarından atıldı, işlerinden atıldı. Zaten Kuzey’deki mücadeleyle gelen bir başkaldırı ruhu vardı. 2004’ten sonra devrim bizim için artık bir ihtiyaç oldu. Son iki yıldır Suriye’deki herkes için sistemin değişmesi bir ihtiyaç haline geldi. Birçok yerlerde birçok halklar isyan etti. Ama Kürtler bu isyan ve ayaklanma başlamadan çok önce örgütlenmişti. Kimliğimize karşı bir saldırı vardı. Devrimden önce birçok arkadaşımız cezaevindeydi. Dilimiz yasaklanmıştı, kültürümüz yasaklanmıştı. Halkımız isimsiz yaşatılmak isteniyordu.

2005’de rejime karşı örgütlü mücadele başladığında Kürtler de bu rejim karşıtı ittifakın içinde yer aldı. O zamanki oluşum –özgürlük ateşi adıyla başlamıştı– savaşla değil, eylemlerle, ayaklanmalarla, sloganlarla bir başkaldırı hareketi olarak ortaya çıkmıştı. Araplar ağırlıktaydı. Sonra Kürtlerin katılımıyla yaygınlaştı. Sistem halkın ihtiyaçlarını karşılayamadığı için, herkesin üzerinde baskı ve zulüm olduğu için devrim artık bir ihtiyaçtı. Ama biz ayrıca öz-savunma birliklerimizi kurup Kürtlere yönelik saldırılarda kendimizi koruyacak, savunacak şekilde hazırlanmaya başladık. 2005’de Yekitiya Star’ı kurduk. 

Yekitiya Star nedir? 

Yekitiya Star Kürt kadın hareketinin Rojava’daki adı, çatısıdır. 2005’de kuruldu ama bunun öncesinde de verilen bir kadın mücadelesi var. 2005 hem öz-savunma hem örgütlenmemizin yayılışı için bir başlangıç tarihi. Devrimde en büyük rolü kadınlar oynadı ama Kürt kadınlar uzun yıllardır örgütlü. 

Neden “19 Temmuz devrimi” diye anılıyor?

19 Temmuz 2012’de Kobanê halkı kendi şehirlerinin yönetimini rejimin elinden aldı. Tabi bu uzun bir mücadelenin sonucudur. 19 Temmuz önemli bir tarihtir ama aslında Kürtler yıllardır devrimin içindedirler. Bu devrim bizim kendimizi yaratma sürecimizdir. Kendimizi örgütlememizdir. Kimliğimize sahip çıkmamızdır. Bu mücadele Kürtlerin birliğini sağlama mücadelesidir. Ama aynı zamanda Araplarla, Süryanilerle, farklı dini ve etnik gruplarla etkileşim içinde, bir arada daha iyi bir yaşam kurmamızın da mücadelesidir. 

19 Temmuz’da Kobanê’deki yönetim değişikliğinden sonra neler oldu yönetim açısından? 

Rojava Yüksek Divanı şu anda kendi kendini temsil etmektedir. 

Buna “özerklik” diyebilir miyiz? 

Demokratik özerklik dediğinizde bu kendi kendini idare edebilmektir. Bir halkın kendi kendini yönetmesidir. Efrîn’de, Kobanê’de, Cizîrê’de halk hem kendi kendini savunuyor hem de kendini yönetiyor. Bunun herkes tarafından görülmesi, kabul edilmesi lazım. 

Rojava devriminin bir kadın devrimi olduğunu söylüyorsunuz. Neden kadın devrimidir? 

Çünkü burada bir kadın tarihi var. Sadece Rojava değil dünyadaki bütün kadınlar kendi kimliklerini kazanabilmek için mücadele ediyor. Çünkü kadınlar tarih boyunca toplumsal olarak birçok şeyden mahrum bırakılmıştır. Kadın kendini nerde görebiliyor diye baktığımızda bugün bile çok sınırlı bu. Bir devrimde en büyük yükü yüklenen kadınlardır bu yüzden. Hem sorumluluk almak açısından hem de kadın olarak, cins olarak kendini savunması, kimliğini savunması açısından. Kadın olarak özgürlük için zaten mücadele ediyor, birebir özgürlüğün mücadelesini her an veriyor. Kendiliğinden devrimin içindedir kadınlar. Devrimi en iyi kadınlar anlar. Çünkü zapt edilen kadındır, tecavüz edilen kadındır, teşhir edilen kadındır. Yok edilmeye çalışılan kadındır. Bunlar işte devrimin içinde kadının kendini savunma sebepleridir. Rojava’da kadınlar hem Kürt kimlikleri için hem de kadın oldukları için devrimin içindedir. Özgürlük için. Bundan dolayı diyoruz ki Rojava devrimi bir kadın devrimidir. Kadının sistem karşısında bir değişim hareketidir. 

Bu değişim ilk sonuçlarını nasıl verdi? Neler değişti kadınların hayatında? 

Arap, Kürt, Ermeni bütün kadınlar üzerinde bir baskı var. Şeriat yasaları tabi bu baskıyı, zulmü daha da arttırıyor. Kadın tek başına çıkamıyor, hareket edemiyor, hakkını arayamıyor. Tabi Kürt kadınların durumu Arap kadınlardan biraz farklı. Kimlik sorunu bir de. Devrim bu sorunların hepsini çözmedi tabi ama en çok kadınların durumunu güçlendirdi. Herkes kadınların iradesini kabul etti. Kadınların öz-savunması çok önemli. 

Öz-savunmayı nasıl tanımlıyorsunuz? 

Sen kendini savunmazsan hiç kimse seni savunmaz. Bir kadın kendini savunabilmeli. Saldırı sadece cinsiyete olmuyor. Düşünsel saldırı olur, kimliğine, diline, kültürüne saldırı olur. Kadınlara sistem bir bütün olarak saldırır zaten. Bunların hepsinin karşısında kadının kendini savunabilmesi gerekir. Kendini savunamayacak durumda olanları, çocukları da savunman gerekir. Bu yetkiyi kendinde bulman gerekir. Öz-savunma doğal bir ihtiyaçtır. Herkes için. Ama en çok kadınlar için. 

Kadınların öz-savunma birliklerinde yer alması, şehrin, bölgenin savunmasında yer almaları, daha doğrusu bu karar zor muydu? 

Kimse savaş olsun istemez. Kadınlar hiç istemez. Ama haklarının elinden alındığını gördüğünde ve üzerine saldırı olduğunda mecbur kalıyorsun. Seni yok etmek istiyorlarsa kendini savunabilmelisin. Halkını, toplumunu savunabilmelisin. Yıllara dayanan bir baskı söz konusu. Bu yüzden çok da zor bir karar değildi. Kadınlar silahlarını aldı, kendini, toplumunu savundu. Vuruldu. Çok arkadaşımız şehit düştü. 

Kadınların öz-savunma birlikleri karşısında erkeklerin tepkisi ne oldu?

Erkeklerin bunu kabullenmesi çok zordu. Erkeklerin zihniyeti zor değişiyor. Ama zamanla, deneyimle kabul etmeye başladılar. 

Şimdi? 

Şimdi sıkıntı yok.

Peki devrim için birlikte mücadele ettiğiniz erkeklerin, kadınların mücadelesini anladıklarını düşünüyor musunuz?

Bu şu anda kişilere bağlıdır. Anlamayanlar da kabullenmiştir artık. Ama bizim mücadelemizin anlaşılması için sistemin değişmesi lazım. 

Rojava’da kadınlar El-Kaide’ye karşı, çetelere karşı, rejime karşı öz-savunma uyguladılar. Aynı öz-savunma erkekler için de geçerli mi? Rojava içinde erkek şiddetine, tacizine, tecavüzüne karşı da kadınlar öz-savunma uyguluyor mu? 

Tabi. Kadın asayiş birlikleri var. Kadına karşı şiddet uygulayan kim olursa olsun bunun karşısında kadınlar kendini, kimliğini savunuyor. Bu kadın asayiş birlikleri farklı yerlerdedir. Şehir savunmaları için ayrı, polis tarzında yaşamın içindeki asayişler ayrı. Kadın üstüne yapılan baskıda, şiddette, tacizde hemen müdahale edenler var. Şehir içinde güvenlik meselelerine bakan kadın asayiş birlikleri var. Kadınlar bir sorun yaşayınca Kadın Evi’ne geliyor. Burada kadın avukatlar var. Onlara yardımcı olan kadınlar var. Sorunlar bu Kadın Evlerinde çözülmeye çalışılıyor önce. 

Rojava’da kadınların en büyük sorunu nedir şu an? 

Yoksulluk. Yoksulluk herkesin sorunu ama bu yoksullukla daha çok iç içe olan kadındır. Bu devrimi toplumsal olarak yaşatabilmek için kadının hem geçinebilmesi hem çocuklara bakabilmesi hem de kendini savunabilmesi gerekiyor. Biz Yekitiya Star olarak kadınların ihtiyaçlarını karşılamak için olanaklar yaratıyoruz. Kadınların çalıştığı terzihaneler, fırınlar açtık. Yün yapıp, el işleriyle para kazanabilecekleri olanaklar sağlıyoruz. Ve elimizdeki imkânlarla kadınlar için çalışma alanları yaratmaya çalışıyoruz. Ama yeterli değil. 

Devrimden sonra kadınların hayatında başka neler değişti?

Libya’da Tunus’ta devrimlerden sonra kadınlar ellerindekini de kaybettiler. Bizim durumumuz farklı. Ama diplomasi açısından da kendimizi temsil etmemiz lazım. Suriye Kadın İnisiyatifi’ni kurduk. Sadece Kürt kadınlar için değil tüm kadınlar için özgürlük mücadelesi veriyoruz. İnisiyatifte Süryani kadınlar var, Arap kadınlar, biz varız. Suriye’de yeni rejim kurulduğunda yeni bir Anayasa oluşacak. Bu Anayasa‘da yer alacak bir kadın anayasası oluşturduk. Dinle yönetim işlerinin birbirinden ayrılması, kadınların evlilik, miras haklarının düzenlenmesi var. Erkekler kadınların hamisiydi devrimden önce. Hamisi olmadan kadın bir şey yapamazdı. Biz diyoruz ki kadın kendi kendinin hamisidir. Yönetimin her aşamasında yüzde 40 kadın kotası talebimiz var. Kadınların satılmasını durdurmak için maddelerimiz var. 

Kadınların satılması? 

Çok önemli bir sorundur Rojava’da. Savaş kolay değil, yoksulluk var. Bu yüzden Kuzey’e satılıyor kadınlar. Diyelim uzaktan akraba ya da tanıdıklık ilişkisi var. Kadın parayla Kuzey’e satılıyor evlenmek için. Adam orda kadını yanında bir iki ay veya bir yıl tutuyor. Sonra bırakıyor. Boşuyor. Kadınların parayla alınıp satılması bir zihniyet sorunudur. Bizim devrimimiz bu zihniyeti değiştirmek için. 

Rojava’yla ilgili Türkiye’de ne konuşulduğunu takip ediyor musunuz? Mesela Diyarbakır’da bir buluşma oldu: Başbakan Erdoğan, Barzani, Şivan Perwer, İbrahim Tatlıses. Burada Rojava’yla ilgili de mesajlar verildi. 

Erkek zihniyetidir. Ben Rojavalı bir kadın olarak onların toplantısını kabul etmiyorum. Devrim kadın devrimidir dediğimiz zaman bunu diyoruz. Ne Barzani ne Şivan ne diğerleri farklıdır. Erkektir. Erkek zihniyetlidir. Kendi kendilerine buluşsun, konuşsunlar. Kadınların devrimi bunları da değiştirecek. 

Son olarak ne söylemek istersiniz? 

Rojava’daki kadın devrimi bütün kadınların devrimidir. Biz kadınlar için başka büyük şeyler de planlıyoruz. Kadınların kendi kendilerini yönettiği özerklik hedefliyoruz. Buradaki kadınların desteği bizim için çok önemli. Gelip Rojava’yı görün. Siz de Rojava’da neler olduğunu duyurun. Uluslararası diplomasi alanında desteğe ihtiyacımız var. Kendimizi, kimliğimizi, devrimimizi kabul ettirmemiz lazım. Devrim dediğimiz zaman bir anda olan bir şey değil. Yıllarca mücadele verdik. Şehitler verdik. Kadınlar olarak mücadelemiz devam edecek, yoksulluğa, zulme, çetelere, sisteme, erkek zihniyetine karşı.

(Bu röportajı internetten indirdik:  http://www.5harfliler.com/halime-yusifle-soylesi-rojava-devrim-ve-kadinlar/)

09 Aralık 2013 

 

Dünyadan

İşçi Dünyası