• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pz06252017

Last updateÇrş, 21 Haz 2017 9am

Back Buradasınız: ANASAYFA Kadın 8 MART EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

Kadın

8 MART EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

8 MART 2016: EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ

FAŞİZME, SAVAŞA VE KADINLARA YÖNELİK ERKEK ŞİDDETİNE KARŞI!

KADINLARIN YAŞAM HAKLARI VE ÖZGÜRLÜKLERI İÇİN MÜCADELEYE!

Bu yıl 8 Mart'ı dünyada ve ülkelerimizde savaşın, ırkçılığın, faşist saldırganlığın, militarizmin, erkek şiddeti ve cinsiyetçiliğin daha da tırmandırıldığı bir ortamda karşılıyoruz.   

Savaş En Çok Kadınları Vuruyor!

Faşist T.C. ordusuyla, polisiyle, korucusuyla... medyası ve tüm diğer imkanlarıyla Kuzey Kürdistan'da kıyasıya bir savaş yürütüyor. Son olarak Cizre'de ve  Diyarbakır'ın Sur ilçesinde günlerce süren kuşatma, sivil halka yönelik zorla göçettirme, kaçamayanları ise kurşun ve bomba yağmuruna tutma yoluyla sürdürdüğü katliamlarla bizzat resmi ağızdan yapılan açıklamalara göre 600 insanın ölümüne yolaçmış durumda. Onlar "terörist" diyor ama, ölenlerin sadece sömürgeci saldırganlığa karşı direnen güçler değil, çatışma alanında sıkışıp kalmış yaşlı, çocuk, kadın demeden siviller de olduğu apaçık ortada. Sokağa çıkma yasağı öncesinde gücünün yettiği kadar eşyasını omuzlayan, bir yandan da küçük çocuklarına sahip çıkmaya çalışan kadınları izledik. Biçare insanların canhıraş yerlerini yurtlarını terketme çabalarını, beyaz bayraklarına rağmen asker-polisin yaylım ateşine kurban gidenleri, ölen bebelerinin naaşları kokmasın diye buzdolabında saklayanları muhalif kanallar ve sosyal medya üzerinden dünya kamuoyuyla birlikte izledik.  Dahası salt öldürmekle de yetinmeyip, sözümona güç gösterimi amacıyla öldürdükleri insanların cesetlerini cip arkasında sürüklemek, kadınların çıplak cesetlerini medyaya servis edip teşhir etmek gibi davranışlardan da geri durmayan iğrenç bir erkek şiddetiyle karşılaştık. Savaş sürdükçe, her geçen gün biraz daha insanlık namına ne varsa yitip gidiyor...

Daha geçen yaz, öldürülen Ekin Van'ın çıplak cesedinin teşhir edilmesi ardından Muş Valiliği fotoğrafın gerçekliğini doğrulamış ve yarım ağızla da olsa olayın "kabul edilemezliği"nden bahsedip, fotoğrafı çeken ve sosyal medyada teşhir edenler hakkında soruşturma açılacağını açıklamıştı. Şimdi Cizre'de yine aynı şekilde güvenlik güçleri öldürdükleri bir kadını soymuş ve yanıbaşına postallarıyla dikilerek "kahramanlık" fotoğrafı çektirmişler ve bu fotoğrafı da övünmek için sosyal medyaya servis ediyorlar. Karşıtını aşağılamak için kadınları aşağılamak ve kadınların bedenleri üzerinden de savaş yürütmek  -çokça tanık olduğumuz cinsiyetçi faşist mantık budur!- Ve nerdeyse gün geçmemektedir ki, iktidar sahiplerinin ağızlarından bu tür aşağılamayı içeren cinsiyetçi söylemler dökülmesin. Daha yenilerde, bizzat  AKP Genel Sekreteri Abdulhamit Gül, HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'a gıyabında hitaben "Senin her gün Mecliste gerilla diye bağırdığın ve erkek diye gezinen teröristler, etek giyip geziyorlar. Bu ülkede vatanımızı, milletimizi, bayrağımızı sokakta bulmadık, size de yedirmeyeceğiz. Size etek giydirip gezdiririz ama bu ülkeyi böldürmeyiz" diye konuştu. Erkekler "etek giyip gezdirilmek"le aşağılanıyor, kadınlar çıplak bedenleri sergilenerek... Ve  her iki durumda da sözkonusu olan şey, erkeğin güçlülüğü ve üstünlüğü ideolojisine dayanan cinsiyetçilik oluyor! Bütün bunlar yeni ortaya çıkmıyor şüphesiz, bildik bileli bu devletin geleneğinde varolan birşey.  Güvenlik güçlerinin özellikle devrimci-demokratik mücadelede eline geçirdiği  kadınlara onları yıldırmak, sindirmek ve gözdağı vermek için sistemli bir şekilde uyguladığı gözaltında taciz ve tecavüz olaylarını unutmadık. 90'lı yıllarda sıkça uygulanan bir yıldırma yöntemi olarak Kürt köylerine yapılan baskınlarda kadın/erkek/yaşlı demeden insanların köy meydanlarında çırılçıplak soyundurulup işkenceye maruz kaldığını unutmadık. Ne bunların, ne de şimdi yaptıklarının hesabı verilmedi henüz. "Soruşturma açılacak" türünden boş vaatlerle geçiştirilmenin ötesinde ne sorumlular bulunuyor, ne de yargı önüne çıkarılıyor. Tam tersine, cinsiyetçi söylemler giderek daha da fütursuzca gündeme geliyor.

Cinsiyetçilik ve Militarizm Kadınlara Yönelik Erkek Şiddetini Körüklüyor!

Savaş ortamı, toplumun kutuplaşmasına ve ezilenlerin birbirine karşı kışkırtılmasına hizmet eden ırkçı/şoven söylemler, artan militarizm, tırmandırılan gerginlik ortamı, cinsiyetçi söylemler –bütün bunlar zaten köklü bir erkek egemenliğinin varolduğu koşullarda, kadınlara yönelik şiddetin daha da katmerleşmesine yolaçıyor. Ülkelerimizde "sessiz sedasız" yürüyen bir savaş daha var gündemde: Toplumsal yaşamın her alanında hakettiği yeri almak isteyen kadınlara yönelik bir savaş bu! Erkek şiddetinin yaygınlığı ve vahşi boyutu bir katliam boyutunu almış olan kadın cinayetlerinde apaçık ortaya çıkıyor: Yapılan bir araştırmaya göre 2009-2013 yılları arasında 949 kadın cinayeti işlenmiş. Bu, sözkonusu dört yılda ortalama olarak her iki günde 3 kadının yakın ilişki içinde bulunduğu erkekler tarafından katledildiği anlamına geliyor. Ürpertici düzeydeki bu erkek şiddetine karşı mücadelede ne devlet/hükümet görevini yerine getirmektedir ne de  meclisteki muhalefet partilerinden CHP ve MHP. "Kadın cinayetlerini durduracağız" şiarıyla yıllardır kampanyalar yürüten kadın örgütlerinin 'kadın cinayetleri meclis gündemine alınsın' talebi –HDP'nin dışında– gereken yankıyı bulamazken, AKP hükümeti saflarından çokça ifade edilen kadın düşmanı-cinsiyetçi söylemler toplumda zaten varolan erkek şovenizmine daha da çanak tutmaktadır.  Lafta erkek şiddetine karşı çıkan çoktur, hükümet partisi dahil, meclisteki bütün partilerin programlarında kadınlara yönelik erkek şiddetine karşı mücadelenin gerekliliği vardır. Bu ama, sözkonusu partilerin kadın-erkek eşitliği konusunda muhafazakar, erkek egemen bir bakış açısına ve parti bünyesine sahip olduğu gerçekliğini değiştirmemektedir (yine örneğin yüzde 50'lik kota uygulayan HDP'yi dışta tutuyoruz.) Kadınların en temel hakkı olan 'yaşam ve bedenlerine dokunulmazlık' lafta kalmakta ve gerçekte bu erkek egemen partiler tarafından kesinlikle onaylanmamaktadır. Kürtaj, gebelik, kadınların rol ve davranışlarıyla ilgili resmi ve gayri-resmi açıklamalarda defalarca dile geldiği üzere bu beyler (ve de bayanlar) kadınların yaşam ve bedenleri hakkında erkeklerin ya da ataerkil toplumun söz sahibi olduğunu savunmaktadırlar.

Bütün bunlara bizim yanıtımız açıktır: Kadınlar erkeklerin ya da toplumun malı değildir. Kadınlar toplumun eşit üyeleri olarak yerlerini talep eden bağımsız kişilerdir!

Ortadoğu'da Savaş: Kadınlar Göç Yollarında!

"Arap Baharı" emperyalistlerin ve bölgesel güçlerin müdahalesiyle Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da savaşlara ve içsavaşlara dönüştü. Bu savaşların getirdiği felaketi ve yıkımı en bariz biçimiyle Suriye ve Libya örneğinde günbegün izlemek zorunda kalıyoruz. Milyonlarca insan göç yollarına düşmek zorunda kalmış bulunuyor. Kuzey Afrika'da, Lübnan'da, Türkiye'de ve şimdi Suriye topraklarında kurulan mülteci kamplarında  büyük dramlar yaşanıyor. Ölüm ve savaş korkusuyla yollara düşen insanları göç yollarında türlü türlü felaketler bekliyor. Güçlünün güçsüzü ezip geçtiği, ilkel güdülerin ön plana çıktığı bu ortamda kadınlar ve çocuklar daha da bir korumasız kalıyor ve her türden şiddete ve cinsel saldırıya maruz kalabiliyor. Kimisi hayatta kalabilmek ve çocuklarının karnını doyurabilmek için fuhuşa başvurmak zorunda kalıyor. Kimisi 15-16 yaşındaki kızlarını paralı birilerine ikinci-üçüncü kadın olarak satıyor. Kimi zorla, tecavüz ve şiddetle fuhuş mafyasının veya diğer mafyanın pençesine düşüyor. Kimi karın tokluğuna emeğini satıyor, kölevari biçimde çalışıyor, çalıştırılıyor. Hak-hukuk yok mülteciye! Şikayet edebilecekleri bir merci de yok!  Hayata tutunabilmek için büyük bir mücadele veren biçare kadınlar, küçücük çocuklar insan tacirlerinin elinde Ege ve Akdeniz'in sularında boğulup gidiyor... Avrupa'ya doğru yürüyerek çıktıkları göç yollarında kimisi heder oluyor. Ölüp yitenlerin sayısı bile belli değil. Almanya'da ebeveynsiz mülteci olarak giriş yapmış olan 5 bin çocuğun akibetinin ne olduğu bilinmiyor, bunların bir bölümünün organ mafyasınca kaçırılmış olabileceği söylentisi var ve bu çocukların hakkında resmi makamlar da henüz bir açıklama yapamıyor.

Parçalanmış aileler, geride bırakılanlar, hiçe doğru umut yolculuğu... Devletler arasında pazarlık ve tehdit malzemesi olarak kullanılan "hiç"leştirilen bir kütle!

Avrupa'da Irkçılık ve Neo-Faşizm

Mültecilerin Avrupa'ya doğru yürüyerek yola çıkmalarıyla birlikte, bu ülkelerde de panik başladı. İstenmeyen insan grubu ilan edilen mülteciler üzerinden müthiş bir ırkçı ve gerici propaganda gündemde. Örneğin Almanya'da aylardan beri hangi tv kanalını açarsanız açın mutlaka "bu kadar mülteciyi Almanya kaldıramaz" mesajının verildiği bir programla karşılaşırsınız. Bütün bunların gerisinde hükümetin durumdan faydalanıp mülteci ve iş yasalarını revizyondan geçirme, hakları yontma, bunu yaparken de böl-yönet yöntemiyle işçi ve emekçi kitlelerin bilincini karartmayı hedeflemesi sözkonusudur. Irkçılığın ve faşizmin hep aynı basit ve ilkel biçimde gündeme getirildiğini bir kere daha yaşayarak görüyoruz. Her türden kötülüğün kaynağı olarak mültecilerin gösterilmesi: "Mülteciler hırsızlık yapıyor", "pisler", "bizim kültürümüzü anlayamayacak kadar ilkeller" vs. vb. Ve tabii ki, milliyetçiliği kışkırtmak için herzaman başvurulan mesele: "Kadınlarımıza, kızlarımıza musallat oluyorlar!" Burda yine kadınlar ırkçı-milliyetçi söyleme malzeme oluveriyor. Sözümona kadınları koruma adına öne sürülen bu söylemler tamamen gerici-faşist bir zihniyetin ürünüdür. "Ulusal birlik ve çıkarlar" adına  kadınların "sahiplenilmesi" gerçekte kadınları bağımsız kişiler olarak görmeyen erkek egemen anlayışın yeniden üretilmesidir. Ve burda esas mesele kadınlara yönelik şiddet, cinsel şiddet, taciz ve tecavüzün karşısında durulması değil, ırkçı temelde mültecilerin hedef alınmasıdır. Almanya'da açık neo-faşist propagandayla kitlesel eylemler düzenleyen AFD (Almanya İçin Alternatif) ve Pegida (Batının İslamlaştırılmasına Karşı Avrupa’lı Yurtseverler) gibi parti ve örgütler gayet açık bir şekilde bunu yapmaktadır. Yoksa bu örgütler hiçbir zaman örneğin BM "barış güçleri-askerleri"nin savaş bölgelerinde kadınlara ve kızlara yönelik taciz ve tecavüz vakalarını gündeme getirmemişlerdir, Alman askerlerinin "kriz bölgeleri"ndeki cinsel saldırganlıklarını şimdiye kadar hiç konu etmemişlerdir... 

Almanya'da da onyıllardan beri kadın örgütleri ceza yasalarının vb. kadınları cinsel şiddete ve tecavüze karşı yeterince korumadığını dile getirmekte ve gerekli hukuksal adımların atılması için somut talepler ileri sürmektedirler. Bu talepler şimdiye kadar, hiçbir parti tarafından ciddi bir şekilde ele alınıp sonuca götürülmemiştir. Şimdi ama, bütün partiler birden bire ayağa kalkmış ve kadınlara taciz ve tecavüze ağır cezalar verilmesini talep etmeye soyunmuşlardır. Bu düpedüz sahtekarlıktır! Biz, kimden gelirse gelsin, hangi ulus veya etnik kökene, hangi sınıfa ait olduğuna bakmaksızın kadınlara yönelik cinsel taciz ve tecavüzün karşısında kararlılık sergilenmesi ve cezai yaptırımların uygulanmasını talep ediyoruz. Almanya'da da ceza yasasının cinsiyetçi olduğunu, yargının kadınları korumadığını, özelde de taciz ve tecavüz durumunda "ispat" konusunda meseleyi yokuşa sürüp, çoğu durumda şikayetleri takipsizlikle sonuçlandırdığını biliyor ve bunun değişmesini talep ediyoruz. Bunlar haklı taleplerdir ve ister Alman ister göçmen olsun, herkese aynı şekilde uygulanmalıdır. Fakat, AFD/Pegida türünden ırkçı-faşistlerin ve onların peşi sıra  istisnasız tüm burjuva partilerin savunduğu türden: "suç işleyen mülteci yurtdışı edilsin" talebi kesinlikle kabul edilemez! Çünkü burda mesele cinsel taciz uygulayan kişinin cezalandırılması değil, mültecileri baştan defetmek için, yurtdışı etmek için yeni bahanelerin uydurulmasıdır. Almanya'da ve bir bütün olarak Avrupa'da yargı sistemi sınıfsaldır, cinsiyetçidir, ırkçıdır. Bunlardan sadece birinin öne çıkarılarak, diğerlerinin gözardı edilmesine hizmet eden savunular,  ezilenlerin değil, egemenlerin işine yarayacaktır.

IŞİD Barbarlığı!

Emperyalist büyük güçlerin onyıllardan beri kendilerinin kurup körüklediği İslami örgütlerin önce Talibanlar olarak Afganistan'da, Arap Baharı sonrasında da IŞİD olarak  Irak'ta ve Suriye'de boy göstermesiyle dünya halklarının başına bela ettikleri bir fenomenle karşı karşıyayız. En saf İslam'ı temsil etme iddiasında olan ve şimdi hakim oldukları alanda İslami Şeriat Devlet'ini ilan eden bu örgüt gerçekte en gerici ve barbar bir sistem yaratmış durumdadır. Şeriat yasalarının bütün gaddarlığıyla uygulandığı bu sistemde kadınlar bütünüyle haktan yoksundur. Bu sistemde onlara düşen rol, ev içi kölelik, seks köleliği ve çocuk doğurmaktır. Böyle olmasına rağmen ve ne yazık ki,  IŞİD esasta internet ve sosyal medya üzerinden yaptığı antiemperyalistlikle süslenmiş müslümanlık propagandasıyla Avrupa'dan gençleri, son dönemde de özellikle genç kızları ve kadınları etki alanına çekebilmektedir. Sanal propagandaya kanıp IŞİD'in ağına düşenlerin bir daha ordan çıkıp kendilerini kurtarabilmeleri oldukça zordur. Emperyalist/kapitalist sistemin kadın emeğinin sömürüsünü katmerleştirmesi, kadınların ücretli çalışma/çocuk bakımı/aile hizmeti biçiminde ikili-üçlü yük taşımak zorunda kalmasıyla bunalan genç kadınlar, kendilerinin yükünü azaltıyormuş görünümü sunan,  ekonomik "garanti" ve "salt ev kadınlığı" vaadeden bir sistemi cazip görüyorlar. Buna, Avrupa'da yaşadıkları sürece müslüman gençlik olarak maruz kaldıkları ötelenmişlik ve düşmanca ayrımcılık da eklenince IŞİD'in profesyonel propagandası işe yarar hale gelmektedir. Kadın düşmanlığının "kadın dostu"ymuş gibi pazarlandığı bu fenomenle mücadele şimdilik oldukça uzun vadeli görünüyor. Ortadoğu‘daki savaşın muhtemelen daha onyıllar boyu süreceğinden yola çıkarsak,  radikal İslam'ın etkisini Afrika ve Asya'ya daha da yayılarak artıracağından yola çıkmak mümkündür.

Ancak şurası da açık, tarihin tekerliğini geri döndürmek mümkün değildir. IŞİD'in devleti de şeriatla yönetilse dahi, kapitalist sistemin dışında değildir, olamayacaktır. Kapitalizm ise girdiği yerde eninde sonunda aynı sonuçları doğurmaktadır. IŞİD'i ve onunla birlikte barbar rejimi,  şimdi dayandığı sunni/müslüman Arap halklarının özgürlükçü demokratik hareketi ve kadın hareketi bertaraf edecektir.

Kadınlar Barış İstiyor!

8 Mart 2016'da ülkelerimizde ve dünyada kadın hareketinin gündeminde savaşlara karşı tavır ve barış hareketinin geliştirilmesi vardır. Biz komünist kadınlar, emperyalist ve gerici çıkarlar uğruna halkların birbirine düşürülmesi anlamına gelen savaşlara karşı BARIŞ talebimizi yükseltiyoruz. Bizim için BARIŞ'tan yana tavır takınmak demek, her türden haksız savaşların karşısında, mazlum halkların yanında saf tutmak demektir. Biz faşist Türk devletinin Kuzey Kürdistan'da sürdürdüğü sömürgeci savaşın ve şimdi de Batı Kürdistan'a yaptığı saldırıların karşısında tarafımızı belirliyoruz. Biz emperyalistlerin ve bölgesel gerici güçlerin tetiklediği ve körüklediği savaşlardan kaçan mültecilerin halkların şefkatiyle karşılanması için mücadele ediyoruz. Mültecileri durdurmak için çekilen duvarlar -Türkiye'de ve Avrupa'da- yıkılmalı, savaş mağdurlarına her türden insani yardım yapılmalıdır!

Savaştan en fazla zarar gören emekçi kadın kitleleri ve çocuklarının korunmasına özel önem verilmelidir!  Mülteci kamplarında ve her yerde erkek şiddetine karşı tedbirler alınmalı, kadınların öz savunmasının geliştirilmesi desteklenmeli, kadınlar hakları ve imkanları hakkında aydınlatılmalıdır.

Savaşa, erkek egemen sisteme ve her görünümüyle erkek şiddetine karşı  Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de sınıfsal-cinsel-ulusal haklarımız için örgütlü mücadeleye!

Yaşasın 8 Mart! Yaşasın işçi ve emekçi kadınların mücadelesi!

14.02.2016

Dünyadan

İşçi Dünyası