• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt11202017

Last updatePz, 19 Kas 2017 4pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Kadın KADIN CİNAYETLERİNDE “TAHRİK İNDİRİMİ”NE “İYİ HALE” SON!

Kadın

KADIN CİNAYETLERİNDE “TAHRİK İNDİRİMİ”NE “İYİ HALE” SON!

 

KADIN CİNAYETLERİNDE “TAHRİK İNDİRİMİ”NE “İYİ HALE” SON!

25 Kasım; Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü yaklaşırken Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin dur durak bilmediği bir dönemden geçiyoruz.

Adalet Bakanlığı 2010 yılının Ağustos ayında  kadın cinayetleri ile iligli yaptığı açıklamada günde 3 kadının öldürüldüğünü söylemişti. Bu yılda binin üzerinde kadının erkekler tarafından öldürüldüğü anlamına geliyor. Bu konuda devletin periyodik olarak yaptığı bir istatistiki çalışma olmadığı için gerçek sayının ne olduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak Bianet’in basına yansıdığı kadarıyla tuttuğu kadına yönelik şiddet ve cinayet çetelesi şiddetin boyutlarını ortaya koymaya yetiyor.  

Basına yansıdığı kadarıyla 2014 yılında 281 kadın erkekler tarafından katledildi. 2015 yılının Ekim ayına kadar ise toplam 236 kadın öldürüldü.

1926 tarihinde çıkarılan Türk Ceza Kanunu’nda (TCK), namus adına işlendiği iddia edilen cinayetlerde cezai yaptırımda üçte bir oranında indirim öngörüyordu. Yani bir kadını öldüren bir erkek bunu ‘namusunu temizlemek’  için yaptığını söylerse mahkeme ona alacağı cezayı üçte bir oranında düşürüyordu.

2005 yılında değiştirilerek yürürlüğe giren TCK’da kadınlara yönelik işlenen suçlar yeniden tanımlandı. Bu suçların kadın cinayetlerini içeren kısmında eski TCK’daki “namus saikiyle işlenen suçlar” ifadesi yerine “töre saikiyle işlenen suçlar” ifadesi kullanıldı ve “töre cinayeti” nitelikli insan öldürme suçu kapsamına alındı. TCK Kadın Platformu, yasanın çıkış sürecinde “töre cinayeti” yerine “namus cinayeti” terimi kullanılması yönünde ısrar etti ve namus adına işlenen cinayetlerin nitelikli insan öldürme kapsamına alınmasını talep etti.  Çünkü töre cinayetleri terimi namus adına işlenen cinayetleri gözardı ediyor ve töre ifadesi, cinayetleri, belli bir bölge ve aşiret yapısıyla ilişkilendiriyordu.

Yeni TCK’daki bu değişiklik ile birlikte  “töre saiki” dışında işlenen tüm kadın cinayetlerinde katil erkeklerin cezalarında indirim yapılmasına zemin sunmuş oldu.

Özgecan Aslan’ın 11 Şubat’ta Mersin’in Tarsus ilçesinde bindiği münübüs şofürünün tecavüz girişimine direndiği için vahşice katledilmesinin ardından kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla yapılan yasal düzenlemeler yeniden tartışmaya açıldı.

 Kadın örgütleri ‘Özgecan Yasası’ adı altında kadına karşı işlenmiş suçlarda keyfi uygulanan ceza ve tahrik indiriminin kaldırılması için bir kampanya başlattılar.

 Kadın cinayeti davalarının karara bağlanması en az bir yılı buluyor. Her yıl devam eden 1000 civarında kadın cinayeti davası var. Buna karşılık kadın örgütlerinin takip edebildiği dava sayısı maalesef çok az. Kadın cinayetlerinin tamamı basına yansımadığı gibi, basına yansıyan mahkeme sonuçları ise yüzü bulmuyor.  Feministlerin, kadın örgütlerinin takip ettiği, kamuoyunun gözünün üzerinde olduğu davalarda mahkemeler isteseler de çoğunlukla bu davalarda katillere haksız tahrik indirimi ya da iyi hal indirimi uygulayamıyor. Örneğin Ayşe Yılbaş davasında katil Hüseyin Özmen’e ağırlaştırılmış müebbet cezası verilirken hiçbir indirime gidilemedi. Tıpkı Satı Korkmak, Pippa Bacca, Demet Eygi davalarında olduğu gibi. Kadınların takip ettiği  Satı Korkmak davasında karısını boğarak öldüren Hasan Korkmak ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı.

Ülkemizdeki erkek adaletin bu uygulaması, yeni kadın cinayetlerinin önünü açıyor. Buna en somut iki örnek Sevim Zarif ve Ayşe Paşalı cinayetleridir. Sevim Zarif’in katili Yaşar Özcan avukattı ve hukukun erkeklerin lehine olduğunu bilinciyle bu cinayeti işledi. İstikbal Yetkin’in ise internetten kaç yıl ceza alacağını hesap ettikten sonra Ayşe Paşalı’yı öldürdüğü ortaya çıkarıldı. Kadın örgütlerinin bu her iki davayı da takip etmesi sonucu her iki katile de haksız tahrik indirimi uygulanmadı. Yaşar Özcan müebbet; İstikbal Yetkin ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı.

Kuşkusuz kadın cinayetlerini önlemek katillere ağır cezalar vermek ile mümkün değildir. Ancak indirimlerle kuşa çevrilen ve caydırıcılığı kalmayan cezaların şiddet uygulayan erkekleri daha da cesaretlendirdiğini ve harekete geçirdiğini görüyoruz.

Türkiye’de yargının inisiyatifine bırakılan haksız tahrik indiriminin uygulanması için erkek olmak yetiyor. Cinayeti işleyen erkeklerin “kadınlık görevini yapmıyordu”, “erkekliğime hakaret etti”, “bana küfretti”, “beni aldatıyordu”, “cilveli saat sordu”, “tayt giyiyordu” gibi açıklamaları mahkemelerin tahrik indirimi yapması için yeterli oluyor.

2014’de TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz’ı, evlenme teklifini kabul etmediği için 16 bıçak darbesiyle öldüren ve müebbet hapisle cezalandırılan Orhan Munis’in eylemini mahkeme,  “tasarlayarak öldürme” kapsamına almayarak Orhan Munis’i ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından kurtardı.  Mahkeme daha sonra açıkladığı gerekçeli kararda;  “İçindeki tutku derecesindeki aşırı sevgiden kaynaklı duygusallığın etkisi ve ruh hali üzerinde yarattığı hiddetle yanına bıçak alarak maktule ile her zaman buluştukları parka gitmesi ve o hiddetin sonucu olarak maktuleye bıçak darbelerini vurmasıyla” şeklindeki ibretlik açıklamaya imza attı!

Ya da Diyarbakır’da 2015 yılının Şubat ayında üç çocuk annesi eşi Meyrem Yılmaz’ı kendisini aldattığını iddia ettiği 12 yıllık eşini bıçaklayarak öldüren İbrahim Yılmaz’a ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası veren mahkeme, “haksız tahrik” uyguladı ve cezayı 24 yıla indirdi.  Bu da yetmedi mahkemedeki “saygın tutum”u (!) gerekçe gösterilerek 20 yıla indirdi!

Bunlar bu yıl içerisinde erkek adaletin nasıl işlediğine dair iki örnek yalnızca. Bunun dışında basına yansımayan bu yönlü kararların verildiği yüzlerce dava görülüyor erkek adalet salonlarında!

Kadına yönelik şiddet, katliam erkek egemen kapitalist sistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Erkek egemen sistem kadınları her alanda kuşatma altına alarak sindirmeye çalışıyor. Fakat bunda başarılı olamayacak çünkü artık şiddete uğrayan ya da katledilme tehdidiyle karşı karşıya olan kadınlar sesini çıkarıyor, hayatlarına sahip çıkıyorlar.

Kadına yönelik şiddete ve her türlü ayrımcılığa karşı etkili bir mücadele yürütebilmek için kadın hareketinin güçlenmesi gerekiyor. Kadın hareketini büyütme mücadelesinde yerimizi almamız, erkek egemenliğine karşı mücadelemizi daha da güçlendirmemiz için iş başına! 

23 Kasım 2015

 

 

Dünyadan

İşçi Dünyası