• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Cts10212017

Last updatePrş, 19 Eki 2017 3pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Kadın Erkek Şiddetine Hayır!

Kadın

Erkek Şiddetine Hayır!

ERKEK ŞİDDETİNE HAYIR!

KADINLARIN CAN GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI DEVLETİN GÖREVİDİR!

Kadınlara yönelik erkek şiddetinin boyutları hakkında fazla söz sarfetmeye gerek yok. Durumun vahimliği herkesin gözü önünde. Gün geçmiyor ki, bir kadın eski kocasının-sevgilisinin vs. vahşi saldırısıyla öldürülmesin.

Kadınların can güvenliğinin sağlanması sözkonusu olan. Ve bu devletin en temel görevlerinden biri. Ancak bu kadar da değil. Şiddete maruz kadınların korunması ve onlara şiddet ortamlarından bağımsız bir yaşam kurmada psiko-sosyal-ekonomik-hukuksal desteğin verilmesi de devletin görevi. Devletin bu görevini yerine getirip getirmediği de izlenmek ve talepler ileri sürülmek zorunda. Demokrasi mücadelesine soyunmuş her bireyin ve örgütün bu konuda kendi payına düşeni de yerine getirmesi gerek.

Ülkelerimizde kadına yönelik şiddet bağlamında devletin bütün yamukluklarının üstüne gitmeye çalışan, bu konuyu ve taleplerini gündemde tutmaya çalışan az sayıda bağımsız kadın örgütleri var. Sorunun gerçekten de peşini izliyor, yapılması gerekenleri yapmaya çalışıyorlar. Bu anlamda kadına yönelik şiddetin önlenmesi mücadelesinin öncülüğünü az sayıdaki bu bağımsız kadın örgütleri yürütüyorlar. Ancak şurası açık, bu alanda çok daha fazla şey yapılmak zorundadır.

 

Hükümet ne yapıyor? Ve uygulama nasıl?

Mayıs 2011'de AKP hükümeti, Avrupa Konseyinin imzaya açtığı

"Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele" sözleşmesini ilk imzalayan ülke olarak kayda geçti.Türkiye Sözleşmeyi imzaya açıldığı gün imzalamış ve 24.11.2011 tarihinde onaylamıştır.  "İstanbul Sözleşmesi" olarak tanınan bu sözleşme 10 üye ülkede onaylandığında yürürlüğe girecek. Türkiye'nin ilk imza atan ülke olması, hükümet tarafından bu konuya verdiği önemi gösterdiği biçimde propaganda ediliyor. Ve bu bağlamda diğer ülkeler tarafından da dikkatle izleniyor!!!

İstanbul Sözleşmesinin ardından AKP hükümeti, kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyle ilgili TC tarihinin en kapsamlı yasası olan 6284 sayılı yasayı çıkardı: "Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun" (Kabul Tarihi: 8/3/2012) 

Bağımsız kadın örgütlerinin bu yasaya ilişkin en temel ve haklı eleştirisi, yasanın başlığına "Ailenin Korunması" ibaresinin yerleştirilmesidir, ki bu genel yaklaşım ve yönelimin ne olduğunun açık ifadelendirmesidir. Şiddete karşı mücadelenin esas alındığı bir yasada "ailenin korunması" ibaresinin yeralması terstir, çünkü kadınlar bizzat aile içinde şiddete uğramaktadırlar. Bu yasa koyucunun muhafazakar aile yapısının propagandası ve kadınları önünde sonunda aileye yönlendirmesinin ifadesidir.  

6284 sayılı kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte 14 pilot ilde  "KOZA" adı da verilen "Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri -ŞÖNİM" kuruldu: Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Gaziantep, İzmir,  Malatya, Mersin, Samsun, Şanlıurfa, Trabzon. ŞÖNİMler ilk başvurulacak yer ve şiddete uğrayan kadına rehberlik yapacak merkezler olarak planlanmış. Bunlar sığınma evi değil. Buraya başvuran kadınlara (belediyelere ait) sığınma evinde ya da başka bir şekilde yer bulunması dahil, psikolojik, sosyal, maddi ve hukuksal hizmetlere ulaşmasında rehberlik görevine sahip. Şönimler 7 gün 24 saat hizmet verecek.

Ankara'daki seminerde Ankara, Bursa, Antep, İstanbul, İzmir ve Samsun ŞÖNİM'lerinden sosyal hizmet uzmanları vardı. Dolayısıyla bunların çalışmaları, sıkıntıları vb. hakkında ilk elden bilgi edinme olanağı oldu.

ŞÖNİMler yaklaşık 7-8 aydır açılmış, ancak görevlerini yerine getirebilecek altyapı henüz yok ya da çok eksik. 14 ilde birden pilot proje başlatılmış, ama  nasıl çalışacakları konusunda yönetmelik henüz hazırlanmamış. Buna bağlı olarak her ilde durum da farklı. Ankara henüz bilgi toplama aşamasında... İzmir "sıkıntı yok, çok iyi çalışıyoruz" diyor... 17 milyonluk İstanbul'da bir tek Bakırköy'de ŞÖNİM var !!!

ŞÖNİM'lere başta Mor Çatı olmak üzere bağımsız kadın örgütlerinin tepkisi ve uygulamalara ilişkin yoğun eleştirileri var. ŞÖNİMlerin eksikliklerine, yetmezliklerine ve hatalı konsepte dikkat çekilmesi, yani hükümetin adımlarının izlenmesi anlamında bu eleştiriler çok gerekli ve çoğunlukla haklı.

Bakanlık bu eleştiriler karşısında şöyle bir savunma içine giriyor: ŞÖNİMler 14 ilde pilot proje olarak başlatıldı. Bu pratikte Türkiye nüfusunun yarısının ikamet ettiği şehirlerde ilk adımın atılmış olması demektir. Başlangıç zorlukları yaşanıyor, hala bilgi toplama ve nasıl çalışılacağına ilişkin yönetmelik hazırlama aşamasındayız. Maddi zorluklar ve uzman kadroların sağlanması konusunda zorluklar var. Ancak bu konuya yüklü bir bütçe ayrılması sözkonusu. Amaç gerçekten de nüfusun yarısını kapsayan büyük illerde 6284 sayılı kanunun gereklerinin etkin biçimde uygulanması, yani şiddete uğrayan kadınlara 7 gün 24 saat danışmanlık, rehberlik ve koruma hizmetinin verilmesidir.

Bu arada 6284 sayılı kanunun ŞÖNİM'de çalışacak personelin "tercihen kadın" olmasını öngördüğünü, dolayısıyla bazı illerdeki ŞÖNİM'lerde erkek sosyal hizmet uzmanlarının çalıştığını not etmek gerek. Bu, şiddete ve cinsel şiddete maruz kalan kadınların yaşadıkları travmayı, utanma ve güvensizlik durumlarını hiç dikkate almayan bir uygulamadır. Bu alanlarda kadın uzmanların çalışması mutlak gerekliliktir. Bütün Avrupa ülkelerindeki uygulamalar da bu yöndedir, standart budur!

 

  1. Bağımsız Kadın örgütlerinin pozisyon ve eleştirileri

Kadına yönelik şiddetin durdurulması için amansız bir mücadeleye koyulmuş, sorunun peşini izleyen bağımsız kadın örgütlerinin başında İstanbul Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Ankara Kadın Dayanışma Vakfı, Uçan Süpürge, Antalya Kadın Sığınağı Kolektifi, İzmir bağımsız kadın örgütleri, Mersin İŞTAR kadın merkezi, VAKAD Van Kadın Derneğini saymak mümkün.

Bağımsız kadın örgütleri ŞÖNİM'lere tepkili ve eleştirel yaklaşıyorlar. Devletin iş yapmış olmak gibi gösteriş yaptığını,  konseptin en baştan sakat olduğunu ileri sürüyorlar. Bu konularda en başından beri öncü ve motor güç rolü oynamış bağımsız kadın örgütlerinin hiçe sayılması, deneyim, uzmanlık birikiminin değerlendirilmemesi haklı ve üzerinde ivedilikle durulması gereken bir eleştiridir. "Demokratik"leşmeye önem verdiğini açıklayan bir devlet bu konuda sivil toplum örgütlerinin deneyim ve birikimlerine gerekli değeri biçmek zorunda, onları bu işin içine katmak zorundadır. Ancak, TC devletinden bunu beklemek abesle iştigal oluyor tabii ki...

Bağımsız kadın örgütlerinin ideolojik-siyasi eleştiri ve pratikteki deneyimlerden çıkardıkları sonuçlar ve eleştirileri şöyle özetleyebiliriz:

-Bu pederşahi devlette, bu muhafazakar hükümetle (aynı şekilde "sosyal demokrat" hükümetlerle de) kadınlara yönelik şiddete karşı gerçek mücadele mümkün değildir. Hükümet bir taraftan Avrupa Yasalarına hızla imza atıyor, Şönimler açıyor, diğer taraftan ama kadın erkek eşitsizliğini her gün yeniden üreten ve hatta derinleştiren bir ideolojik-siyasi politika izliyor. Muafazakar aile ve sosyal politikalarla kadına yönelik şiddete karşı mücadele etmek mümkün değildir. Bu devlet politikasıyla, bu Şönimlerle olsa olsa tek tek sinekler öldürülür, ancak bataklığı kurutmak mümkün değildir!!!

-Hem yasanın çıkarılması aşamasında ve buna bağlı olarak da ŞÖNİMlerin kurulması aşamasında Hükümet bağımsız kadın örgütlerinin eleştiri ve deneyimlerini dikkate almamıştır. Halbuki bağımsız kadın örgütleri çok uzun yıllardan beri bu konuda faaliyet gösteriyorlar.

  • 14 ilde birden pilot proje ve yönetmelik bile yok... Yeterli kaynak yok, uzman kadro yok... bu hükümetin iş yapma gösterişi peşinde koştuğunun ifadesidir. Böyle olmaz!
  • ŞÖNİM'ler "tek merkezden çözüm" şeklinde düşünülüyor, ama hem bunu yapacak durumda değiller, hem de bağımsız kadın örgütlerini dışlıyorlar.
  • ŞÖNİM'lerde uzman kadro yok, erkekler çalışıyor. Bu olmaz!
  • ŞÖNİM'lerde Kürtçe konuşan sosyal hizmet uzmanları yok!
  • Kadınlara yönelik danışmanlık ve rehberlik hizmeti veren kadın merkezlerinin çalışanları bizzat devletin şiddetine uğruyor. Bu devlete güvenimiz yok!
  • Devlette kadrolaşma var, koca-müdür-denetçi hep birlikte cuma namazına gidiyorlar. Kimi kime şikayet edeceksiniz?

Kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele Avrupa’da ve Türkiye’de  bağımsız/feminist kadın hareketinin öncülüğüyle başlamış ve gelişmiştir. Dün olduğu gibi bugün de bu mücadelenin öncü ve itici gücü bağımsız kadın hareketidir.

Kadınların aile içi şiddete ve cinsel şiddete karşı korunması, kadınların can güvenliğinin sağlanması „ileri demokrasi“yi hedeflediğini söyleyen devletin en temel görevlerinden biridir. Devlet bu konuda görevini yerine getirmek zorundadır. Bağımsız kadın hareketi ağlarını sıklaştırarak, bu alanda devleti izlemek, tabandan zorlamak zorundadır. Tabii ki bu salt kadın hareketinin değil, aynı zamanda ve bizzat işçi sınıfı hareketi ve tüm demokratik hareketin görevidir!!!

Bu anlamda bize de düşen görev, çevremizde bunun propagandasını yapmaktır. 6284 sayılı yasanın getirdiği hak ve imkanların tanınması ve bunların kullanılabilmesi için gerekli kurumların zorlanması bizim görevimizdir. Çevremizde şiddet mağduru kadınları ŞÖNİMlere yönlendirmek ve verilen ya da verilmeyen hizmetin peşini izlemek bizim görevimizdir.

Kasım 2013

 

Mor Çatı Kadın Sığınma Evi Vakfı’nın tavrı:

16. KADIN SIĞINAKLARI VE DANIŞMA/DAYANIŞMA MERKEZLERİ KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ AÇIKLANDI!

 

AKP politikaları şiddeti önleyemiyor, erkek egemenliğini güçlendiriyor.

Devlet, erkek şiddetinin sözcüsü olmaktan vazgeçmelidir!

Erkeklerin şiddetine ancak kadınları güçlendirecek uygulamalarla son verilebilir.

Bizler erkeklerin şiddetine karşı mücadele eden kadın örgütlenmeleri, feministler, belediye ve sosyal hizmet kurumu bünyesindeki kadından yana dayanışma gösteren sosyal çalışmacılar olarak İstanbul’da 25-26-27 Ekim tarihleri arasında 16. kez bir araya geldik. Türkiye’nin kadına karşı şiddetle mücadelede en geniş platformu olan Kadın Sığınakları ve Dayanışma/Danışma Merkezleri Kurultayı yaklaşık 200 kadının katılımıyla gerçekleşti. Bu yıl kurultayda uygulanmakta olan yeni liberal-muhafazakâr politikaların kadınlara yansımalarını dile getirdik. Devletin en yetkili ağızlarından duyduğumuz, kadını aile içindeki “geleneksel” konumuna hapsetmeye çalışan görüşler bu politikaların ifadesidir. Bilinmelidir ki, erkek şiddetine yol açan tam da toplumdaki geleneksel cinsiyetçi kadınlık ve erkeklik rollerinin kabul görmesi halidir. Bu bakımdan kadınlardan öncelikle çocuk doğurmasını ve tabi ki bakmasını bekleyen, kürtajı engellemeye çalışan, kadın erkek eşitliği için mücadele etmeyen ve her fırsatta kadınlarla çocuklar şiddet görse bile ailenin güçlendirilmesini savunan anlayış, erkek şiddetinin sözcülüğünü yapmaktadır.   

Yeni liberal-muhafazakâr politikaların sonucu olarak kadınlara çocuklarıyla birlikte hizmet veren sosyal kurumlar ortadan kaldırılmıştır. Yerlerine inşa edildiği söylenen Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri kadınların erişimine açık değildir. Sayıları sınırlıdır, az sayıdaki merkez de kentlerin neredeyse dışındadır. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’ne ulaşamayan, karakola başvurmaktan çekinen kadınların doğru ve yeterli bilgi almaları engellenmiş, şiddetten uzaklaşmaları neredeyse imkansız hale getirilmiş olmaktadır. Dahası Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri şiddet uygulayan erkeklere de hizmet vermektedir. Erkekleri “rehabilite etme” adı altında gündeme getirilen bu uygulama; arabuluculuğa kapı açmakta, kadınların yaşamını tehlikeye atmakta, kadınlara ayrılması gereken bütçeyi yine erkekler için kullanmaktadır.  

ŞÖNİM’lerden destek alan ya da sığınakta kalan kadınların psikolog, avukat ihtiyacı karşılanamazken, sığınaklara vaize görevlendirilmesi, kadınların asıl ihtiyaç duydukları hukuki bilgiye ve psikolojik desteğe erişimlerinin engellenmesine bir başka örnektir. Bu uygulama aynı zamanda kadınların dini inançlarıyla ilgili ayrımcılığa maruz kalmasına yol açmaktadır. 

Bütün bu uygulamalar kadın hareketinin kadına karşı şiddetle mücadelede bugüne kadar elde etmiş olduğu birikimleri de yok sayma girişimidir. Nitekim bu birikimi değersizleştirmeye, küçümsemeye ve böylece sorumluluktan kaçınılmaya çalışıldığını açıkça görmekteyiz.  

Bizler 16. Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı’nda bir araya gelen kadınlar ve kadın örgütlenmeleri olarak kadına karşı şiddetle mücadelede aşağıdaki noktaların vazgeçilmez önemde olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz:  

1)Kadına yönelik şiddet ile mücadeledeki kurumsal uygulamaların; kadın hareketinin bu konuda yıllardır biriktirdiği bilgi ve deneyiminin göz ardı edilmeden, şiddeti besleyen erkek egemen politikalar yok edilerek ve kadın-erkek eşitliğini sağlayan bütüncül politikalarla ele alınmasını bekliyoruz. Kadın hareketinin bugüne kadar elde ettiği çok ciddi kazanımları geriye taşıyan ve ihlal eden uygulamalar kabul edilemezdir.

2)ŞÖNİM’lerin gündeme gelmesi ve SHÇEK’ler ve danışma merkezi olarak çalışma yürütebilen toplum merkezlerinin hızla kapatılmasıyla; belediyelerin kadın danışma merkezleri gibi kadınların şiddetten uzaklaşması için sığınak dışında önemli araçlar ve alternatifler sunan kurumlar işlevsizleştirilmiştir. ŞÖNİM’lerin kadınları birey olarak değil de ailenin bir parçası olarak ele alan ve geleneksel konumlarını güçlendiren devlet politikalarından ayrı değerlendirilemeyeceğinin, düzenleme ve uygulamaların bu politikaların sonuçlarını yansıttığının, devletin şiddetle mücadelede yeni bir merkezi yapı kurmakta olduğunun, bu merkezi yapının belediye ve kadın örgütlenmelerinin çalışmalarına müdahale riski taşıdığının altını çiziyoruz.

3)Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB), ŞÖNİM’lerde kadın örgütleri ile birlikte çalışma çağrısı yaparken; bu örgütleri kendisinin seçmesini, kadın hareketini görmezden gelme çabası olarak değerlendiriyoruz. 

4)Devletin kadına karşı şiddetle mücadelede kadından yana kurumsal bir yapı oluşturmasını, imzalamış olduğu CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmesini talep ediyoruz. 

5)Kadın örgütlenmelerinden kendilerine başvuran kadınlarla ilgili bilgi talebini, merkezileşme sürecinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Ancak bu tür bir merkezileşme kadın örgütlenmelerini devletin bir kurumu gibi görme eğilimi taşımakta, kadın örgütlenmelerinin bağımsızlığını tehdit etmektedir. Bu bilgilerin kullanımı konusunda ortak bir çerçeve belirlemeden böyle bir paylaşımın yapılmasını doğru bulmuyoruz. 

6)Sığınaklar kadınların hayatla bağlarının kesildiği alanlar değildir; hayatın devam ettiği, bu olağanüstü durum geçinceye kadar kadınların güçlendiği yerlerdir. Bu yüzden sığınaklarda kontrol ve hiyerarşi olmamasını, şiddet, gizlilik ve güvenlik konuları haricinde kural konulmamasını, kadınlar için yeni ayrımcılıklar yaratılmamasını, sığınaklarda da sığınak dışında da şiddetle mücadele ederken 6284 sayılı yasa kapsamında zaten oluşturulması gereken, gizlilik ve kadının güvenliği ile ilgili bütün kurumları (hastane, eczane, okul, SGK, mahalle muhtarlığı vb.) kapsayan bir sistem geliştirilmesini talep ediyoruz. 

7)Kadına yönelik şiddetle mücadelede sığınak dışı mekanizmaların da güçlendirilmesi gerekmektedir. Şiddetten sonra hayat, sığınaktan sonra hayat gibi önce-sonra ayrımların yapılmamasını; sosyal, ekonomik ve hukuksal desteklerin sığınaktan çıkarken değil, sığınak sürecinde ya da sığınağa gitmeden, şiddete karşı mücadele ederken de verilmesi gerektiğini vurguluyoruz. 

8)6284 sayılı kanunda 12 yaşından büyük erkek çocuğu veya engelli çocuğu olan kadınlara ev tahsis edilmesi ile ilgili madde olmasına rağmen bu madde uygulanmamaktadır. Bununla birlikte sığınaklar 12 yaş üstü erkek çocuğu olan kadınların da kalabileceği hale getirilmelidir. 

9)Her türlü şiddete uğrayan her kadın sığınağa alınmalı; göçmen, trans, engelli kadınların özel ihtiyaçları gözetilmeli, sığınak ve danışma merkezlerinde bunları gözeten çalışmalar yapılmalıdır.  Ayrıca sığınmacı ve mülteci kadınlara ev içi şiddet konusunda destek alabilecekleri mekanizmalar sunulmalıdır. 

10)Sığınak ve dayanışma merkezlerinde kadınlarla temas halinde olan çalışanların; kadına karşı şiddet ve feminist yöntemlerle ilgili çalışmalardan geçmiş olması gerekmektedir.

11)Kadın örgütlenmeleri, devletin sosyal sorumluluklarını üstlenecek sivil toplum kuruluşları olarak görülmemelidir. Devletin kadına karşı şiddetle mücadeledeki yükümlülükleri kadın örgütlenmelerine yüklenemez. Kadınların vitrin olarak kullanılacağı alanlarda kadın örgütlenmelerini katmaya çalışılmasını, bunun dışında istihdam, eğitim, sağlık, iş yasaları vb. gibi alanlarda kadın örgütlenmelerinin göz ardı edilmesini kabul edilemez buluyoruz.

12)Devlet, sosyal sorumluluğu kapsamında kadına yönelik şiddetle mücadeleye yeterli bütçeyi ayırmalıdır. 

13)Kadına karşı şiddetle mücadele aynı zamanda kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliklere karşı da bir mücadeledir. Bu bakımından çıkarılan her yasa toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sonuçlarıyla birlikte gözden geçirilmeli, kadın örgütlenmelerinin bu konudaki görüşleri dikkate alınmalıdır. 

14) Hakimlerin şiddete rağmen, verdikleri kararlarda “şiddetli geçimsizlikten” söz etmeleri, uygulamacıların hala erkek şiddetini gözlerden gizlemeye çalışmalarına örnektir. Kadın örgütleri kadına yönelik erkek şiddeti ile ilgili davalarda müdahil olma konusundaki ısrarlarını sürdüreceklerdir. 

15)Kadına yönelik şiddet sadece aile içi şiddetle sınırlı değildir, devlet eliyle de uygulanmaktadır. Savaş için ayrılan bütçe, kadınların güçlenmesine ayrılmalı, silah alımları için değil, erkek şiddetine karşı kadınlar için gerekli mekanizmaların yaratılması için kullanılmalıdır. 

16)Kadınlar ana dilde şiddet başvurusu yapabilmeli ve bunun için destek alabilmeli. Destek sırasında tercüman bulundurulması yeterli değildir, bu dilleri konuşabilen çalışanlar her danışma merkezinde olmalıdır. 

17)Barış sürecinde; bireylerin silahlandırılması anlamına gelen koruculuk sistemi kaldırılmalı, kadınlara korucu, polis gibi devlet görevlileri tarafından uygulanan şiddet engellenmeli, suçlular cezalandırılmalıdır. 

18)2013 yılı Haziran ayı içinde gerçekleşen Gezi olayları sırasında demokratik haklarını kullanmak üzere sokağa çıkan kadınlara, polisin uygulamış olduğu gerek gözaltında çıplak aramayla gerekse olaylar sırasında hakaret, tehdit ve darp ile somutlaşan cinsel şiddettin sorumluları da bulunup yargılanmalıdır.

 

Kurultay Bileşenleri

1.Adana Kadın Dayanışma Merkezi (AKDAM)

2.Antalya Kadın Dayanışma Derneği

3.İzmir Çiğli Evka 2 Kadın Kültür Derneği (ÇEKEV)

4.Diyarbakır Selis Kadın Derneği

5.Diyarbakır Ceren Kadın Derneği

6.Ergani Selis Kadın Merkezi

7.Çanakkale El Emeğini Değerlendirme ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)

8.Gökkuşağı Kadın Derneği

9.İzmir Kadın Dayanışma Derneği

10.Kamer Vakfı

11.Kadın Dayanışma Vakfı / Ankara

12.Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)

13.Mersin Bağımsız Kadın Derneği

14.Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı

15.Muş Kadın Derneği (MUKADDEER)

16.Nevşehir Kadın Dayanışma Derneği

17.Söke Kadın Sığınmaevi Derneği

18.Urfa Yaşam Evi

19.Van Kadın Derneği (VAKAD)

20.Van Saray Kadın Derneği

(www.morcati.org.tr)

 

 

 

 

ŞİDDETE UĞRADIĞINIZDA (HAKLARINI TANI):

Şiddete uğradığınızda ne yapmanız gerektiği ve yasal haklarınız konusunda bilgi için Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın aşağıdaki linkini tıklayabilirsiniz.

http://www.morcati.org.tr/tr/8-mor-cati-kadin-siginagi-vakfi/3-siddete-ugradiginizda

 

Dünyadan

İşçi Dünyası