• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Cts10212017

Last updatePrş, 19 Eki 2017 3pm

Back Buradasınız: ANASAYFA İŞÇİ DÜNYASI 15-16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ…

İşçi Dünyası

15-16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ…

47. YILINDA: 15-16 HAZİRAN 1970 BÜYÜK İŞÇİ DİRENİŞİ…

İşçi sınıfının muazzam gücünü, işçi sınıfı durduğu zaman hayatın durduğunu, işçi sınıfının devrimde önder sınıf olduğunu pratikte gösteren, işçi sınıfı içinde çalışmanın hayati önemini gösteren, işçi sınıfı içinde çalışmaya acil çağrı olan … 15-16 Haziran Büyük İşçi Direniş dersleri güncelliğini koruyor.

İşçi sınıfının, temeli fabrika hücrelerine dayanan, sınıfın öz partisi olan Bolşevik Partisinin inşası/yaratılması görevi, henüz yerine getirilmiş değil. İşçi sınıfı hareketi ile sosyalizmin aynı kulvarda birleştirilmesi görevi hala başarılmış değil.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının siyasi iktidarı ele geçirmek için giriştiği bir hareket değildir.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının iktidarı ele geçirmek için giriştiği bir silahlı genel ayaklanma değildir.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının komünist partisi önderliğinde, var olan iktidarı devirmek için giriştiği, örgütlü, bilinçli iktidara yönelik bir silahlı ayaklanma değildir.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, işçi sınıfının sendika kanunlarında hükümetin yapmak istediği değişikliklere duyduğu tepkinin ifadesi olan, kendiliğinden bir hareketidir.

15-16 Haziran İşçi Hareketi, doğrudan talebi olan 274-275. maddelerde yapılmak istenen değişiklikleri engelleme hedefine ulaşmış, hükümet işçi hareketinin büyük gücü karşısında gerilemek, yapmak istedikleri değişiklikleri  geri çekmek zorunda kalmıştır.

47. yıldönümünde de 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi yol göstermeye devam ediyor.

 

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi üzerine 1987 yılında yapılmış bir değerlendirmeyi paylaşıyoruz.

"1963 yılında çıkarılan bir kanunla "grev hakkı"nı kanunen de (lokavtla sulandırılmasına rağmen) ele geçiren işçi sınıfı, 1960'lı yıllarda bu silahı yaşam şartlarını iyileştirmek için kullanmada giderek ustalaştı. Birçok grev mücadelesi içinde işçi sınıfının ileri unsurları; Türk-İş'in başındaki unsurların işçi sınıfı düşmanı hainler olduğunu, bunların gerçekte patronlarla aynı saflarda olduğunu gördüler. Bu o dönemde Türk-İş'e alternatif olarak ortaya çıkan DİSK'in kısa zamanda güçlenmesine yol açtı. Birçok büyük sanayi kuruluşunda DİSK, Türk-İş'e ciddi bir rakip haline gelmeye başladı; Türk-İş'in sendika ağalarının, işçi sınıfını istedikleri gibi uyuttukları dönemler geride kalmaya başladı. İşçi sınıfı içinde, DİSK'in kazandığı bir kaç başarıdan sonra DİSK'e doğru bir kayma başladı. İşçi sınıfı üzerinde Türk-İş aracılığı ile kurdukları hakimiyetin sarsılmaya başladığını gören hakim sınıf temsilcileri, bu duruma dur diyebilmek için 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu Sözleşme, Grev, Lokavt Kanunu'nda değişiklikler yapılmasını plânladılar. Bu plâna göre; herhangi bir işyerinde toplu sözleşme yapma hakkı; işyerinin dahil olduğu iş kolunda en çok üyeye sahip olan ve o iş kolunda sigortalı işçilerin üçte birinin üye olduğu işçi federasyonu; ya da ülke çapında faaliyet gösteren işçi sendikasına ait olacaktı. Bu, DİSK'in tasfiyesi; DİSK dışında da bazı küçük işyerlerinde örgütlenen küçük sendikaların tasfiyesi; sendikal alanda Türk-İş'in kesin tekel kurması demekti. Bu yöndeki değişiklik önerisi 15 Haziran'da Meclise gelecekti.
Türk-İş yöneticileri, hazırlanmasında kendilerinin de payı bulunduğu bu işçi sınıfı haini tasarının propagandasını yaptılar. Güçlü olmak için tek sendikada birleşmek gerektiği; kanunun bunu amaçladığı demagojisi ile işçileri kandırmaya çalıştılar.
DİSK yöneticileri; kendi varlıkları tehdit altında olduğu için, bu tasarıya karşı çıkmak zorunda idiler. Ancak onlar da işçi sınıfının sınıf mücadelesinden korkuyorlardı; düzeni savunuyorlardı. Bu yüzden yasa değişikliğine "kanunlar çerçevesinde" karşı çıkılması yönünde çağrı yaptılar.
15 Haziran'da İstanbul ve İzmit'te işçiler, kanunlarda yapılmak istenen değişiklikleri protesto için büyük bir yürüyüş düzenlediler.
O gün İstanbul ve İzmit'te hemen bütün büyük fabrikalarda üretim durdu. Türk-İş yönetiminin uyarılarına, sendikadan çıkarma; patronların işten atma tehditlerine rağmen; yalnızca DİSK'li işçiler değil, Türk-İş'e bağlı sendikalı işçiler de kitleler halinde direnişe katıldı. 
İşçilerin büyük bir bölümü düzenlenen yürüyüşe katıldı. 15 Haziran'daki yürüyüşe 70 bine yakın işçi katıldı. İstanbul'da üç koldan, İzmit'te iki koldan yürüyüş yapıldı. İşçiler gözaltına alınan arkadaşlarını karakollara teslim etmediler. Kitle karakollar önünde birikerek, gözaltına alınanları polisin elinden aldı. 
16 Haziran'daki yürüyüşe katılım 150 bin civarında oldu. İşçi sınıfının muazzam gücü karşısında paniğe kapılan hakim sınıflar, orduyu devreye sokmaktan başka çare bulamadı. 
Askeri birlikler, polis birliklerinin hemen ardından işçilere karşı barikatlar kurdular. İşçiler silahsız ve örgütsüz olmalarına rağmen; bu barikatların çoğunu yiğitçe aştılar.
İşçiler barikatları kağıt gibi parçaladılar. Levent'te, Topkapı'da, Kadıköy yakasında Otosan fabrikası önünde polis ve askerlerle işçiler yer yer çatıştılar. Polis silah da kullandı.
En büyük çatışma Kadıköy'de Yoğurtçu Parkı çevresinde oldu. Bu çatışmada yüzlerce işçi yaralandı; bir toplum polisi öldü. 
İşçiler durmadılar. Kadıköy iskelesinde toplanan işçilerin üzerine polis ve asker yeniden saldırdı. Faşist kolluk güçlerinin açtığı ateşle Mustafa Baylam, Abdurrahman Bozkurt ve Yaşar Yıldırım adlı işçiler şehit düştüler. 
16 Haziran akşamı saat 21.00'de hakim sınıfların radyoları İstanbul ve Gebze'de sıkıyönetim ilan edildiğini duyurdular. İşçi sınıfının kendiliğinden gelişen bu haklı mücadelesini bastırmak için hakim sınıflar yüzlerindeki "demokrasi" maskesini atmak, gerçek faşist yüzlerini göstermek zorunda kalmışlardı.
Büyük İşçi Direnişinin kendilerini de aştığını gören o dönemin reformist DİSK sendika ağaları, Türkiye işçi sınıfının en büyük, en görkemli direniş hareketlerinden biri olan 15-16 Haziran direnişinin doruğunda işçilere devlet radyosu üzerinden şöyle sesleniyordu:
"İşçi kardeşlerim, işçi sınıfının bilinçli temsilcileri, sizlere sesleniyorum. Beni iyi dinleyiniz. Anayasamız her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız ve saldırısız olacağını emreder. Bizler Anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuz için, hiçbir hareketimiz Anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler, çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk ordusunun bir mensubuna kötü maksatla taş atabilirler. Tahrikler yapabilirler. DİSK Genel Başkanı olarak sizleri uyarıyorum." (Kemal Türkler'in 16.6.1970'deki radyo konuşmasından)
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi böylece reformist-revizyonist sendika ağalarının yüzlerinden de "işçi dostu" maskesini söküp atıyor; onların devlet ve Anayasa yanlısı, faşist Türk ordusu yardakçısı, işçi düşmanı yüzlerini görmek isteyenlere ve görebilecek durumda olanlara bütün çıplaklığı ile gösteriyordu.
15 Haziran'da patlayan, 16 Haziran'da doruğuna ulaşan büyük işçi mücadelesi, ancak sıkıyönetim, onun ardından gelen yoğun faşist saldırı ile durdurulabildi. Hareketin durdurulmasında kuşkusuz reformist-revizyonist DİSK'li sendika ağaları da işçi sınıfı açısından lanetli, hakim sınıflar açısından ise, "taktire şayan" haince bir rol oynadılar.
15-16 Haziran İşçi Hareketi, doğrudan talebi olan 274-275. maddelerde yapılmak istenen değişiklikleri engelleme hedefine ulaştı. Hakim sınıflar işçi hareketinin büyük gücü karşısında gerilemek, yapmak istedikleri değişiklikleri ertelemek zorunda kaldılar. Onlar işçi sınıfının büyük mücadelesi karşısında 15 Haziran'da yasa değişikliklerini Meclisten geçirme planını gerçekleştiremediler. Bu plan hemen hemen aynı içerikle, ancak 11 yıl sonra, işçi sınıfı hareketinin ve bütün devrimci hareketin en yoğun, en kanlı faşist saldırılarından biri sonucu hemen hemen bütünüyle bastırıldığı bir dönemde, 12 Eylül sonrasında gerçekleştirilebildi." (İşçi Sınıfı Hareketi Üzerine Yazılar, Dönüşüm Yayınları, İstanbul 1991, sf. 80-81-82.)

 

Dünyadan

İşçi Dünyası