• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt08212017

Last updateCts, 12 Ağu 2017 1pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Güncel NURİYE VE SEMİH DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!

Güncel

NURİYE VE SEMİH DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!

NURİYE VE SEMİH DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!

NURİYE VE SEMİH DERHAL SERBEST BIRAKILSIN, TALEPLERİ KABUL EDİLSİN!

T.C devletini anda yöneten AKP hükümeti içeride ve dışarıda savaş yürütüyor. Devlet terörü, gözaltılar, tutuklamalar, baskılar vb. olağan hale getirilmiş durumda. Koyulaştırılmış faşizm anda hükümetin yönetim biçimi.  

AKP hükümeti, 15 Temmuz 2016’da yapılan askeri darbe girişimini bastırdı. Darbe girişimini fırsata çevirdi. Başta Fetullahçılar olmak üzere, kendilerine karşı olan  muhalifleri tasfiyeye yöneldi. Tasfiye operasyonlarının rahat yapılması için OHAL ilan edildi. 20 Temmuz 2016’dan bu yana Türkiye Olağanüstü Hâl şartlarında Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor.

Faşizme Karşı Mücadele Meşrudur

KHK ile görevinden uzaklaştırılan on binlerce insan içinde akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça da var. Nuriye ve Semih 9 Kasım 2016’da, 'İşimi Geri İstiyorum' talebiyle  Ankara Kızılay Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde eyleme başladılar. 9 Mart 2017’de, eylemlerini açlık grevine dönüştürdüler. Açlık grevini Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde sürdürüyorlardı. Açlık grevi süreci boyunca polisin yoğun baskılarına, saldırılarına maruz kaldılar, birçok defa gözaltına alındılar. Açlık grevi eyleminin 76’ncı gününde çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıp hapse konuldular. Açlık grevi eylemlerini o günden bu yana tutuklu olarak sürdürüyorlar.

Nuriye ve Semih için dışarıda yapılan destek eylemlerine polis vahşice saldırıyor. Nuriye ve Semih’in mücadelesi, talepleri haklıdır. Nuriye ve Semih derhal serbest bırakılmalı ve işlerine iade edilmelidir. Bu kadar basit talepler için insanların kendilerini sakatlamayı ve hatta ölümü göze alarak direnmek zorunda kalmaları, aslında anda uygulanan faşizmin boyutlarını göstermesi açısından önemlidir. Faşizmin boyutlarının teşhiri açısından Nuriye ve Semih’in açlık grevi eylemi çok önemli bir rol oynamıştır. Gelinen yerde Nuriye ve Semih’in bu eylemi onların zaten bozulmuş olan vücut sağlıklarını geri dönülmez biçimde yitirmeleri ve hatta ölmeleri sonucunu verebilecek noktaya gelmiştir.

Faşist devlet, Nuriye ve Semih’in taleplerini kabul yönünde en ufak bir adım bile atmaya niyetli görünmemektedir. İşçi ve emekçi hareketi, Nuriye ve Semih’in taleplerini kabul ettirme noktasında devleti zorlama durumunda değil. Uluslararası kamuoyu baskısı da anda etkili olma durumunda değil.  Bu koşullarda Nuriye ve Semih’in sakat kalması, hatta ölmesi ile sonuçlanması muhtemel olan eylemi sonlandırmak doğru olandır.  Faşist baskılara karşı mücadelede ölümü göze alan bir mücadeleye hazır olduklarını pratikte gösteren, eylemleri ile faşizmi teşhir eden bu yiğit iki insan, daha uzun soluklu mücadelelerde yer alabilmeleri için eyleme son vermelidirler.

Eylem Biçimi Olarak Açlık Grevi

Açlık grevi ve onun uç noktası olan ölüm orucu, Kuzey Kürdistan-Türkiye’de, öncelikle hâkim sınıfların elinde tutsak olan devrimciler tarafından çokça kullanılan bir eylem biçimidir. Devrimciler/komünistler hiçbir mücadele biçimini ilkesel olarak reddetmez. Devrimciler/komünistler bir mücadele biçiminin andaki doğru veya yanlışlığını, sınıf mücadelesinin içinde bulunduğu konuma bağlı olarak ele alıp değerlendirir. Her somut durumda, yapılan her eylemin, seçilen her eylem biçiminin doğruluğunun bir kıstası vardır: İşçi ve emekçi kitlelerin bilinç ve örgütlenme düzeyinin yükseltilmesine azami katkı! Her somut durumda, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri devrime en çok yaklaştıran, onların bilinç ve örgütlenme düzeyini en fazla yükseltmeye hizmet eden eylem ve eylem biçimi doğru olandır. Komünistler açısından açlık grevi, sınıf mücadelesinin belli bir aşamasında bizzat kitlelerin mücadelesi içinde ortaya çıkmış olan bir mücadele biçimidir. Bu eylem biçimi ilkesel olarak reddedilemez! Belirli tarihi şartlarda, bu eylem biçimi Marksistler tarafından da kullanılabilir. Ancak bu mücadele biçimini, diğer bir dizi mücadele biçiminden ayıran kimi temel özellikler vardır.

Açlık grevi, pasif bir direniş eylemidir. Açlık grevi, grev, işgal, miting, yürüyüş, silahlı eylem vb. eylemlerin tersine, eylemcilerin aktif değil, pasif direniş içinde olduğu bir eylem biçimidir. Bu eylemde, eylemin kendisi, eylemcinin yemek yemeyi, uç noktasında su içmeyi reddetmesidir. Eylemci, doğrudan kendine zarar verme yoluyla, belli taleplerini duyurmaya, bunları kazanmaya, hâkim sınıfları –kendi kendine zarar vererek, uç noktasında kendini öldürerek– teşhir etmeye çalışmaktadır.

Açlık grevi, genelde öncelikle devrimci kamuoyuna değil, devrimci olmayan ve fakat hümanist konumda bulunan liberal, reformist kamuoyuna yönelik bir eylem biçimidir. Açlık grevi, eylemcinin kendini açlığa yatırarak, kendine zarar verme yoluyla sesini duyuran yapısıyla, öncelikle insani, acıma duygularına seslenen bir eylem biçimidir. Gerçekten devrimci olan kitlelerin harekete geçirilmesi açısından bu eylem biçiminin, aktif eylem biçimlerine bir üstünlüğü yoktur. Fakat bu eylem biçimiyle, aktif eylem biçimlerini desteklemeyen, insani acıma duygularıyla harekete geçirilebilen bir kesimi harekete geçirmek mümkündür. Bu kesim, siyasi olarak reformist, pasifist, sınıfsal konumu itibariyle liberal burjuvazi olarak adlandırılabilecek kesimdir.

Açlık grevi, komünistler ve devrimciler açısından, genelde sınıf mücadelesinin çok geri olduğu, sınıf hareketiyle, komünist hareketin ayrı kulvarda yürüdüğü, devrimci örgütlerin, örgütlü güçlerinin çok zayıf olduğu ortamlarda gündeme getirilen bir eylem biçimidir. Açlık grevi, daha aktif eylem biçimlerinin mümkün olmadığı ortamlarda, bir anlamda andaki çaresizliğin, zayıflığın da dayattığı bir eylem biçimidir. Açlık grevinin genelde sınıf mücadelesinin geri olduğu şartlara tekabül etmesi, kuşkusuz sınıf mücadelesinin yüksek olduğu bir ortamda, bu eylem biçimi hiç kullanılmaz anlamına gelmez. Açlık grevi, daha çok zindan ortamında gündeme gelen, getirilen bir eylem biçimidir.

Açlık grevinin uç noktası olan ölüm orucunda, eylemci, eylemin hedefine varabilmek için taleplerinin muhataplarını kendi kendini açlık ve susuzlukla öldürmekle, “intihar”la tehdit etme durumundadır. Elindeki tek silah çıplak canıdır! Buradaki “intihar”, hayatın zorluklarından kaçış anlamında basit bir bireysel kurtuluş aracı olan intihar değildir. Burada söz konusu olan, sınıf mücadelesi içinde belirli amaçlara varmak için, canından başka hiçbir silahın kalmadığı noktada, o canı silah olarak kullanma anlamında bir “intihar”dır. 

Bu tipte bir “intihar”, muazzam büyük bir devrimci irade isteyen, muazzam bir devrimci kararlılık isteyen, saygı duyulması gereken bir edimdir! Yine de bir komünist ve devrimci açısından, bu tip bir “intihar” da, bir yanıyla çaresizliği ifade eder. Bu tip bir eylem biçimi, komünistler, devrimciler açısından bütün eylemler içinde, en son seçilebilecek bir eylem biçimidir. Eğer ölüm orucuna yatan eylemci komünist veya devrimci ise, söz konusu olan, devrim ve komünizm davası için ölmeye hazır bir candır.

Hâkim sınıflar açısından bir komünist veya bir devrimcinin ölümü, aslında bir tehdit değil, istenen, özlenen bir şeydir. Hâkim sınıfların özlemini kursağında bırakmak için, onlara inat bir gün daha fazla yaşamak ve bu yaşamda da devrim kavgasını sürdürmek gerekir. Devrimcinin, komünistin esas görevi; yaşamı temel alarak, mücadele ederek hâkim sınıflara verilebilecek maksimum zararı vermektir. Komünist için esas olan devrim mücadelesidir! Bunun için ölmek gerekiyorsa, ölünür de. Bilinçli bir tercihle hayatına son verme; hayatına son verme yoluyla sağır kulakları parçalama, insanları bu yolla sarsma, belli talepler uğruna mücadelede harekete geçirme vb. eylem biçimi olarak, başka hiçbir yol ve çarenin kalmadığı noktada düşünülebilir. Öyle durumlar olur ki, verili anda ölüm orucunda ölmekle hâkim sınıflara maksimum zarar verilir. O zaman, ölüm orucu da kişiye, örgüte tek doğru eylem biçimi olarak kendisini dayatır.

Açlık grevi ve ölüm orucu, komünistler ve devrimciler açısından ilkesel olarak reddedilmeyen ve fakat eylem biçimleri arasında en son tercihler sırasında yer alan, başka hiçbir eylem biçiminin uygun ve mümkün olmadığı şartlarda seçilmek zorunda kalınabilecek eylem biçimidir.

Sınıf Mücadelesinin Durumu

Kuzey Kürdistan/Türkiye’de, bugün sınıf mücadelesi, oldukça geri bir seviyede seyrediyor. İşçi sınıfının var olan eylemleri, esasta düzen sınırları dışına çıkmayan, ekonomik reform talepleriyle sınırlıdır. Devrimin öznesi olan işçi sınıfı sendikal anlamda bile örgütsüzdür. Komünist hareket oldukça güçsüzdür. İşçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareket ayrı kulvarlarda yürümektedir. Bütün devrimci hareketler gerçekte kitlelerin dışında marjinal hareketlerdir. Kürt ulusal mücadelesi dışta tutulduğunda, köylülüğün kendi özel talepleriyle eylemliliği yok denecek kadar azdır. Devrimci hareketlerin önemli bir bölümü, kendi bağımsız siyasetleri ile ortaya çıkma yerine anti AKP cephesinin peşine takılmıştır. Yapılan eylemliliklere, genelde devrimci örgütlerin örgütlü kesimi ve çevresi katılmaktadır.

Nuriye ve Semih Yaşamalı!

Faşist devletin saldırılarına karşı tarafımız Nuriye ve Semih’in yanıdır. Nuriye ve Semih eylemleri  ile yapılabilecek olanın maksimumu yapmış durumdadır. Bundan sonrası davaları uğruna ölüme hazır olduklarını pratikte göstermiş olan iki insanın bundan sonraki hayatlarında bakıma muhtaç hale gelmeleri veya ölmelerine göz yummak, bunu kabullenmek anlamın gelir. Onlar yapabileceklerini yaptılar. Şimdi onların haklı taleplerinin mücadelesini sürdürmek dışarıdakilerin işidir.
Nuriye ve Semih somutunda, onlar bize, tüm devrimci harekete, arkalarından ağıt yakacağımız “devrim şehitleri” olarak değil, düşmana inat bir gün daha fazla yaşayarak, uzun soluklu devrim mücadelesine ilerde de katkıda bulunacak sağlıklı devrimciler olarak gereklidir.

8 Ağustos 2017

 

 

Dünyadan

İşçi Dünyası