• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt08212017

Last updateCts, 12 Ağu 2017 1pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Güncel REFERANDUMUN ARDINDAN HAYIRSIZ GELİŞMELER

Güncel

REFERANDUMUN ARDINDAN HAYIRSIZ GELİŞMELER

REFERANDUMUN ARDINDAN HAYIRSIZ GELİŞMELER

 

17 Nisan’a Kuzey Kürdistan/Türkiye halkları   yürütülen her gürültülü bir referandum kampanyası ertesinde yapılan Anayasa değişikliği referandumunda az farkla evet ile uyandı. Geçici referandum sonuçlarına göre, % 51,4 lük bir çoğunluğun onayı ile   bir dahaki seçimden itibaren T.C.’nin yönetim sistemi adı cumhurbaşkanlığı sistemi olan, alaturka bir başkanlık sistemi ile yönetilecek. Doğrudan halk tarafından seçilen başkanın atadığı yürütme, bugüne göre, yasama ve yargı tarafından denetlenmesi iyice zorlaştırılmış, çok güçlü bir konuma gelecek. Türk burjuvazisinin bağımlılıktan mümkün olduğunca kurtularak, kendi çıkarlarını merkeze koyan bir siyaseti izleyebilmesi için gerekli gördüğü bir yönetim sistemi değişikliği bu.

Referandum sonuçlarına itirazlar var. Bu  referandum sonuçlarının gerçek sonuçlar olmadığı, aslında halkın en azından yüzde ellisinin Hayır dediği, referandum sonuçlarının geçersiz olduğu, YSK‘nun aldığı ve seçim yasası ile çelişen kimi kararlarının bu sonucu ortaya çıkardığı, sonucun meşru olmadığı itirazları  var. Bunun dışında kimi sandık sonuçlarına itirazlar, yeniden sayım talepleri var. Bunların olmaması şaşırtıcı olurdu. Bu itirazlardan bir sonuç çıkmayacağı, iki hafta kadar sonra ilan edilecek kesin sonuçların da   Evet- Hayır konusunda sonucu değiştirmeyeceği de şaşırtıcı olmayacaktır.

Kesin sonuçlar açıklandıktan sonra geniş bir değerlendirme yapmak mümkün olacaktır.

Şimdilik geçici sonuçlar temelinde şu tespitler yapılabilir:

Evet’in eşitsiz, dengesiz, bütün devlet imkanlarının Evet kampanyası için sonuna kadar kullanıldığı, HDP’nin seçim kampanyası yürütmesi şartlarının neredeyse ortadan kaldırıldığı, medya desteği açısından Evet kampanyasının, Hayır kampanyasına göre  çok büyük imkanlara sahip olduğu, olağanüstü  hal şartlarında, korku imparatorluğunun kurulduğu bir ortamda yapılan referandum oylamasında kazanmış olması normal sonuçtur. Bu şartlarda yapılan bir seçimde yüzde 2’den az bir farkla kazanılan bir “zafer”  bir Pirüs zaferidir.

Evet kampanyasının esas taşıyıcısı olan AKP, MHP’nin seçimlerde aldığı toplam oyunun en az  % 10’luk  bir kesimi bu referandumda tercihlerini Hayır’dan yana kullanmıştır. Bu kesim, Hayır’cı partilerin tabanından Evet yönünde oy kullananların oranı ölçüsünde büyüyen bir kesimdir.

Referandum’da Erdoğan faktörü, Evet’in kazanmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Referandumun Evet sonucu ile, Erdoğan’ın  cumhurbaşkanı seçiminde aldığı oy oranı hemen hemen örtüşmektedir. Görülen odur ki, Erdoğan’ın oy desteği, AKP’nin oy desteğinden fazladır.

Hayır’ın, bütün olumsuz ve eşitsiz şartlara rağmen yarıya yakın bir oy alması bir başarıdır. Fakat tabii ki sonuçta bu başarı, Hayır kampanyasının önüne koyduğu hedefle karşılaştırıldığında, hele hele son güne kadar dillendirilen “açık arayla kazanma” vb. iddialarıyla karşılaştırıldığında, esas fonksiyonu ileriki mücadele için “motivasyon” olan bir başarıdır.

Hayır’ın öncelikle   İstanbul’da ve Ankara’da  Evet’lerin az farkla da olsa önünde olması, bir anti AKP/anti Erdoğan cephesinin, cumhurbaşkanlığı seçiminde  ortak bir adayda anlaşması halinde, -ki seçimde birinci turda hiç bir adayın % 50+1 oy almaması halinde bu zaten kendiliğinden oluşacak  bir durumdur-  az da olsa, seçimlerle Erdoğan’ın başkanlığını önlemenin sıfır ihtimal olmadığını gösteriyor. Ancak diğer yandan Erdoğan’ın halk içinde andaki desteğine sahip herhangi bir başka kişinin de olmadığını gösteriyor.

Bu sonuçlar temelinde partiler açısından muhtemel  gelişmeler şunlar olabilir:

Evet Cephesinin başat  partileri açısından:

*AKP kendi içinde bir yeniden yapılanmaya gidecek, Referandum’un kesin sonuçları açıklandıktan sonra hemen yürürlüğe girecek olan cumhurbaşkanının partisi ile ilişiği olabilir  hükmü devreye sokulacak, Erdoğan AKP’nin başına resmen de geçecektir.

AKP içinde bu Referandum kampanyasında  aktif olarak Evet’ten yana tavır takınmayanlar ve Fethullah Gülen Örgütüne karşı mücadelede -17/25 Aralık 2013 sonrası- aktif yer  almayanlar tasfiye edilecektir.

Bu kesimin seçmen bazındaki karşılığı  %5-10  arasında olabilir. Ancak bunların ayrı bir parti olarak ortaya çıkmaları zor, AKP’ne  gerçek anlamda alternatif olmaları imkansızdır. AKP’nin  tabanının büyük çoğunluğu  Erdoğan’cıdır.

*MHP’de açıkça Hayır için çalışanların şimdiye  kadar partiden atılmamış olanları da  tasfiye edilecek, Hayır’cılar –ki görünen bunların tabanda, iç Anadolu dışındaki bölgelerde  Bahçeli/Merkez takımına göre güçlü olduklarıdır-  kendi partilerini kuracaktır.

MHP’nin % 13 civarındaki  oy tabanının büyük  çoğunluğu bu referandumda parti Merkezi’nin aldığı Evet kararına uymamıştır. Bu sonuçla MHP’nin bölünmesinin resmi hale gelmesi artık kaçınılmazdır.

*MHP’den tasfiye edilen kesimin, AKP küskünleri/dıştalanmışları ile birleşmeleri ve AKP’ne alternatif bir “Merkez Partisi” yaratılması öncelikle TÜSİAD içinde birleşen burjuva kesiminin umudu ve isteğidir. Böyle bir  parti kurulması ihtimal dışı değildir. Ancak böyle bir parti üzerinden demokratik yollarla AKP iktidarını devirmek en azından önümüzdeki kısa dönemde -bir, iki seçim döneminde- bir hayal olarak görünmektedir.

Hayır Cephesi’nin başat partileri açısından:

*Bu referandum sonucu CHP’nin andaki yönetimi açısından başarı olarak yorumlanacaktır. Sonuçta CHP’nin seçimlerde aldığı oyun neredeyse iki misline yakın Hayır oyu vardır. CHP Kılıçdaroğlu yönetimi, Hayır Kampanyasının başını çeken partinin yönetimi olarak bunu kendine  halkın verdiği  güven oyu olarak değerlendirecektir. Referandumda  açık fark olsa idi, CHP’nin bugünkü yönetiminin bir şey olmamış  gibi yola devam etmesi  imkansız olacak, CHP  içinde yeni  yönetim arayışlarının gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktı. Bu sonuçlarla, CHP  içinde Kılıçdaroğlu, en azından bir dahaki seçimlere kadar  yerini garantiye  almış görünmektedir. Kurultay vs. gündeme gelse bile, ki bu sonuçla az ihtimalidir, Kılıçdaroğlu yerine yeni bir yönetim gelmesi beklenmemelidir.

*HDP açısından biz aslında bu sonucu önceden görerek de, doğru tavrın boykot tavrı olması gerektiğini, olağanüstü hal şartlarında, seçimin iki faşist anayasa arasında  tercih olarak dayatıldığı, HDP’nin önüne her türlü engelin çıkarıldığı, yönetiminin hapislere atıldığı, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklandığı, yerlerine kayyumlar atandığı vs. şartlarda seçimde “Hayır” cephesinde  yer almanın yanlış olduğunu ortaya koyduk. HDP bütün imkansızlıklara, engellemelere rağmen yürütebileceği kampanyayı yürüttü. Kendisini Hayır cephesinin açık karşı devrimci unsurlarından ayırmaya da çaba sarf etti. Pratik tavır olarak fakat sonuçta Hayır cephesinin bir parçası oldu. Referandumda da, HDP’nin güçlü olduğu Kuzey Kürdistan bölgesinde Hayır açık ara önde çıktı ve  Türkiye genelinde Hayır oylarına HDP’nin % 10 civarında katkısı oldu. Bu HDP’nin gücünü, Türkiye’de  HDP’yi bitirmek gibi bir  siyasetin boş laf olduğunu  bir kez daha gösterdi. Fakat bunu göstermenin daha doğru bir yolu da vardı: Boykot. Halkın “biz sizin oyununuzun parçası değiliz” anlamına gelen pratik  boykot tavrı da, HDP açısından aynı sonucu verirdi.

HDP açısından kesin sonuçlar ortaya çıktıktan sonra değerlendirilmesi gereken bir sorun şudur: HDP’nin kalelerinde Hayır oylarının oranı, HDP’nin genel seçimlerde  aldığı oy oranına  göre  ortalama % 10‘a yakın bir gerileme gösteriyor. Bunda faşist baskı, katliamlar, zoraki göçler, seçim  çalışmalarının yoğun engellenmesi gibi faktörlerin  oynadığı belirleyici rolün yanında, HDP’nin siyaseti ile ilgili bir yanın da olup  olmadığı tartışılmak zorundadır.

Kısa dönemde muhtemel gelişmeler:

*Anti AKP/Erdoğan cephesi Referandum sonuçlarının şaibeli olduğu, meşru olmadığı tezini savunarak bu temelde bir hareketlenme yaratmaya çalışacaktır. Bu konudaki  tartışma ve olası  eylemlilikler önümüzdeki haftalarda gündemin önemli  maddelerinden biri olacaktır.

Bizim açımızdan olağanüstü hal şartlarında ve olağanüstü eşitsiz şartlarda yapılmak istenen  referandum en  baştan red edilmesi gereken bir seçimdi. Bunu baştan red etmeyip, bu oyunun içinde, hem de açık ara kazanma iddiasıyla halkı  iki faşist Anayasa arasında tercih anlamına gelen bir  yarışta oy kullanmaya çağıranların, sonuç ortaya çıktıktan sonra yakınmalarının fazla anlamı yoktur. Bugünkü şartlarda bu meşruiyet tartışması, kesin sonuçlar açıklandıktan bir süre sonra gündemden düşecektir.

*Sonuçlar  aslında bir yanı ile AKP/Erdoğan iktidarına  bir ihtardır aynı zamanda. AKP seçmeninin bir bölümü de AKP’/Erdoğan’ın mağrur siyasetinden duyduğu rahatsızlığı açıkça ifade etmiştir. AKP’nin “reisten çok reisçi” amigolarının  kendinden olmayan herkesi şeytanlaştırma tavrının AKP’nin tabanında belli  bir rahatsızlığı beraberinde getirdiği bu sonuçlarla ortaya çıkmıştır. Bunun  sonucu AKP/Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde –özde bir değişiklik yapmaksızın- söylemde bugüne göre daha az kutuplaştırıcı bir siyaset izlemesi sonucunu doğurabilir.

Özde, Erdoğan/AKP en azından bundan sonraki cumhurbaşkanlığı/parlamento seçimlerine kadar,  andaki MHP’nin Bahçeli  takımıyla  ittifak siyasetini, yani açık Türkçü/şovenist siyasetini, Kürt ulusal hareketine karşı yoğun savaş siyasetini, dışta Suriye’de YPG/PYD ye düşmanlık siyasetini sürdürecektir.

Bu  siyasette en azından seçimlere kadar bir değişiklik beklenmemelidir. Bu savaşı sürdürmenin yanında el altından görüşmeler yapılmasını  dıştalamaz.

Fethullah örgütünün bütünüyle tasfiyesi işi önümüzdeki dönemde de –yaşın yanında kurunun da yanması göze alınarak- yoğunlaştırılarak sürdürülecektir. Bu tasfiye işinde Kemalistlerin “ulusalcı” bölümü ile AKP’nin  ortaklığı -her iki taraf açısından kerhen de olsa- sürmeye devam edecektir.

Gülen örgütü de elindeki tüm imkanları kullanarak, AKP/Erdoğan’ı  devirmek için mücadelesini sürdürecektir. Ancak bu mücadelede 15 Temmuz ertesinde Gülen Cemaatinin gücü epey zayıflamış durumdadır.

*AKP/Erdoğan’ın ajandasında bunların yanında kesin sonuçlar ilan edildikten sonra iki ay içinde Hakimler ve Savcılar Kurumunun yeniden yapılandırılması, önümüzdeki kısa dönem içinde Anayasa değişikliğinin yasalara  yansıtılması için meclisi yoğun bir yasama çalışması dönemine sokma vardır. Muhalefetin hızlı yasama işini engelleme imkanlarını sınırlandıracak Meclis iç tüzüğü değişikliği acil olarak gündemdedir.  Ardından değişikliklere uygun yasa değişikliklerine gelecektir sıra. Bu bağlamda  seçim yasası önemlidir. AKP’nin daha önce gündeme getirdiği dar bölge  veya daraltılmış bölgeler sistemlerinin, buna  bağlı olarak seçim  barajının % 10 dan geri çekilmesinin yeniden piyasaya  sürülmesi muhtemeldir.

Bütün bunlardan bağımsız olarak ‘idam cezası’nın  yeniden yasalara sokulması yönünde yasa teklifinin ilk tekliflerden biri olarak meclise getirilmesi de  gündemdedir.

Görünen odur ki, AKP/Erdoğan’ın bu  konuda meydanlarda bağırıp çağırması, sadece demagojik bir gösteri değildir. Bunlar eğer CHP 364’ü tamamlayacak desteği vermezse, MHP’  ile  330  eşiğini aşacak  bir Anayasa değişikliğini referanduma sunarak  idam cezasını yeniden getirme konusunda kararlıdır.İdam Cezası ilerde öncelikle devrimcilere ve  fakat aynı zamanda askeri darbecilere karşı  kullanılacak bir silah olarak düşünülmektedir. Halka  göz dağı vermenin bir aracıdır. İdam cezası yasal hale getirilse bile, bu yasa geriye dönük olarak cezası kesinleşmiş  davalar için uygulanamaz. Henüz kesinleşmiş karara bağlanmamış, süren davalarda idam cezası çıkması halinde, burjuva hukuku biraz çarpıtılarak -ki bu konuda uzmandırlar- uygulanabilir.Yani eğer bu karar kısa sürede alınırsa, Fetöcü-darbeci olmakla suçlananların  bir bölümünün idamı da gündeme gelebilir.

“İdam cezası ister misiniz” sorulu   bir referandumun sonucu bugünün Kuzey Kürdistan/Türkiye şartlarında aslında baştan bellidir. Böyle bir referandum, aslında en temel  insan hakkı olan, yaşama hakkının oylamaya sunulmasıdır ve en baştan kategorik olarak red edilmelidir.

İdam cezasının aceleyle gündeme getirilmesinin bir nedeni de kuşkusuz gündemi belirleme kaygısıdır. Diğer yandan bunu  gündeme getirenler, AB ile ilişkiler bağlamında böyle  bir adımın AB’ne  üyelik görüşmelerinin bitişi anlamına geleceğini de bilmekte,bilinçli olarak bu adımı atmaktadırlar. Tavır, AB’nin sınırlı da olsa denetiminden de kurtulmak için takınılan bir tavırdır. AKP/Erdoğan iktidarı  kendini “batılı Hıristiyan değerlerin savunucusu”  olarak da tanımlayan AB’nin,  kendi emperyal hayalleri olan bir Türkiye’yi üye almasının zaten söz konusu olmadığının kesin bilincinde, “inceldiği yerden kopsun” noktasına gelmiştir. AB’ne üyelik görüşmelerini  sonlandırmak demek, tabii ki AB ülkeleri ile bütün ilişkilerin bıçakla keser gibi kesileceği anlamına gelmemektedir.  Karşılıklı olarak hem AB ülkelerinin Türkiye ile  ilişkilerde çıkarları, hem de Türkiye’nin  çeşitli Avrupa ülkeleri ile ilişkilerde çıkarları vardır. Bunlar şu veya bu düzeyde sürdürülecektir. Fakat hem AB açısından, hem de  öncelikle AKP/Erdoğan yönetimi açısından “maskeli balo sona ermiştir”. İdam cezasının şimdi acilen gündeme getirilmesi bunun ilanı olacaktır.

*Egemen sınıflar, onların siyasi temsilcileri arasındaki iktidar dalaşında AKP/Erdoğan bu referandum sonuçlarıyla önemli bir eşiği, seçimde geçerli oy kullanan halkın yarısından çoğununun  desteğiyle atlamayı başarmıştır. Şimdi  o önümüzdeki dönemde iktidarını  tahkim etme yönünde gerekli yasal değişiklikleri yapıp “durmak yok yola devam” etmek istemektedir. Bunun için istikrara ihtiyacı  vardır. Görünen odur ki, AKP  eğer becerebilirse önümüzde 3 Kasım 2019’a kadar olan 30 aylık dönemi, gerekli yasal değişiklikleri yapmak, bu arada bozulan ekonomik yapıyı düzeltmek, belli büyük yapı projelerini sonlandırmak için kullanmak istemektedir. Aslında anda erken seçim yapma niyeti yoktur. AKP/Erdoğan şu anda istediği yasayı çıkarabilecek meclis çoğunluğuna sahiptir. Erdoğan’ın partinin başına doğrudan geçmesi ile, işler daha da hızlanacak, başkanlık sistemi “partili başkan” önderliğinde işletilecektir.

Buna karşı burjuva muhalefet elinden geldiğince Türkiye’nin AKP tarafından yönetilemez olduğunu ispatlamaya çalışacak eylemlere yönelecektir. Burada AB’nin açık desteği -duruma göre ABD’nin de olabilir- arkasında olacaktır.

Türkiye’de bir kaos ortamının ortaya çıkması halinde seçimin 2019 Kasım’ından önceye  alınması, AKP/Erdoğan’ın  başvuracağı bir operasyon olabilir.

Ne  yapmalıyız?

Biz egemenlerin arasındaki bu iktidar dalaşında, halkın bu iktidar dalaşının dayanağı olarak kullanılmasını engellemek için elimizden geleni yapmalıyız.

Biz egemenlerin iktidar dalaşında bunların birinin yanında, diğerine karşı yer almayız.

Biz işçi sınıfı ve emekçi yığınların, bütün ezilenlerin kurtuluşunun kendi iktidarlarında olduğunu, egemenler  içinde kötünün daha az kötüsünü tercih etmenin çözüm olmadığını  anlatmak zorundayız.

Bizim görevimiz, işçi sınıfı  önderliğinde gerçek demokrasiyi kazanabilmek için, sosyalizmin yolunu açacak halk devrimi  için örgütlenmek ve mücadele etmektir.

Bizim düşmanımız bir bütün olarak Türkiye’de bugün egemen burjuvazinin  olan faşist düzenidir. Bu  düzenin bütün partileridir.

Alternatif  düzen partileri değil, işçi sınıfının partisidir. Görev devrime önderlik edecek bu sınıf partisinin inşasının derinleştirilmesine dört elle sarılmaktır.

Sınıf  eksenli ve sınıf içinde siyasete, sınıfı aydınlatmaya  örgütlenmeye dört elle sarılmaktır görev.

Bu görev, hele bugünkü şartlarda, zor ve meşakkatlidir. Fakat demokrasiyi  kazanmak, sosyalizmin yolunu açmak için bu görevi yerine getirmekten  başka yol, başka çare yoktur.

17 Nisan 2017

Dünyadan

İşçi Dünyası