• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Cts06242017

Last updateÇrş, 21 Haz 2017 9am

Back Buradasınız: ANASAYFA Dünya BÖLGEDE KARMAKARIŞIK BİR SAVAŞ DAHA!

Dünya

BÖLGEDE KARMAKARIŞIK BİR SAVAŞ DAHA!

 YEMEN:

BÖLGEDE KARMAKARIŞIK BİR SAVAŞ DAHA!

“Arap Baharı”nın etkilediği ve kitlelerin protestoları sonucu Başkanı’nın istifa etmek zorunda kaldığı ülkelerden biri de Yemen’di. Başkan Salih’i koltuğundan eden kitlesel protestolar 27 Ocak 2011 tarihinde başlamış ve sonuçta 21 Şubat 2012 tarihinde yapılan tek adaylı “seçim”le Salih dönemine resmen son verilmişti.

“Seçim” esasında Salih’in görevden alınmasının resmiyete dönüştürülmesiydi. Salih’in yerine Başkan Yardımcısı olan Hadi tek aday olarak gösterildi ve kitlelere ya Salih ya da Hadi seçeneği dayatıldı. Bu da sonuçta “kontrollü geçiş”te Hadi’nin Başkan olarak “atanması”ndan başka bir anlama gelmiyordu.

Yeni Başkan iki sene içinde “Ulusal Diyalog” çerçevesinde reformlar gerçekleştirmek için yeni Anayasa hazırlayacak, referanduma sunacak, ardından da parlamento ve başkanlık seçimleri yapılacaktı. Plan böyle gösterildi ama buna uygun davranılmadı. Bu “geçiş süreci” 2014 yılı başlarında resmen uzatıldı, seçimler ertelendi. Hadi 2015 yılına kadar başkanlık görevine devam edecekti. Bu arada hazırlanmakta olan Anayasa taslağı üzerine çelişkiler yaşandı. Çelişkilerden biri, Yemen’in federal bir yapıya büründürülmesi için altı bölgeye ayrılması üzerineydi. Başta Husi’ler (Houthi) olmak üzere kimi kesimler bu planın Yemen’i böleceğini ve aynı zamanda kendilerinin egemenlik alanı olarak görülen kimi bölgelerin de ellerinden alınacağını düşünerek Anayasa taslağına karşı çıktılar. Buna dayanarak da “Ulusal Diyalog” krize girdi... Çelişkiler yeniden sertleşmeye yüz tuttu.

2014 yılına gelene kadar da Yemen’de çelişkiler çatışmalar değişik biçim ve boyutlarda yaşandı. Medyaya yansıyan haberlerde öncelikle El Kaide’nin en tehlikeli kolu olarak görülüp gösterilen “Arap Yarımadasındaki El Kaide”nin (AQAP) saldırıları ve bunlara karşı özellikle ABD emperyalizminin insansız hava araçları olarak adlandırılan savaş uçaklarıyla gerçekleştirdiği bombardımanlar sözkonusuydu. AQAP’ın gerçekleştirdiği intihar eylemleri, yabancı kökenlilere saldırılar, kaçırma ve öldürmeler giderek yoğunlaştı. Buna bağlı olarak da ABD başta olmak üzere İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya birçok kez geçici olarak elçiliklerini kapattılar.

2014 yaz aylarına gelindiğinde Husi Milisleri Başkent Sanaa’ya (Sana) doğru yürüyüşe geçtiler.

Yemen’deki güçlerin genel görüntüsü kısaca şöyledir: Başkan Hadi ve yanlıları (Yemen’in “Müslüman Kardeşler” kolu olarak gösterilen Islah Partisi de bu cephede yer alıyor), El Kaide (AQAP), Husi’ler ve onları destekleyenler (eski Başkan Salih de bunları desteklemektedir), Güney Yemen’in yeniden bağımsız ayrı bir devlet olmasını isteyenler ve bunlar arasında fazla güçlü olmayan değişik kesimler ve çelişkiler sözkonusudur. Uluslararası görüntüsü ise, Başkan Hadi’yi destekleyen güçler –ABD başta olmak üzere “Batılı” emperyalistlerin hemen hepsi, bölgesel olarak başını Suudi Arabistan’ın çektiği birçok Arap devleti ve evet Türkiye-; Husi’lerin Şii’liğin yemendeki kolu olan Zaidiler’den olmasına bağlı olarak bunlara destek veren İran; kesin tavrını takınmayan ama Hadi’yi diğer emperyalist güçler gibi desteklemeyen, herkese aynı mesafede olduğu görüntüsünü veren Rusya. Güncel olarak 14 Nisan 2015 tarihinde BM Güvenlik Kurulu’nun Rusya dışındaki 14 üye devleti, Husi’lere karşı silah ambargosu ve yaptırımlarla ilgili karar alarak Hadi’den yana açıkça taraf olmuştur. Rusya veto hakkını kullanmayarak çekimser kaldı. Buna bakıldığında Husi’lere esas destek veren devletin İran olduğu iddia edilmektedir. Buna rağmen Yemen’deki savaşta hem yerli güçler bakımından hem de uluslararası güçler bakımından “KarmaKarışık”, yani değişik biçim ve ölçülerde çok gücün savaşın içinde yer aldığı bir durum sözkonusudur.

 

SOMUT GELİŞMELER...

Husi’lerin Şii mezhebinden olması, medyaya Yemen’de bir mezhep çatışması varmış gibi yansımaktadır. Feodal ve mezhepsel yaklaşımlar Yemen’de hala önemli rol oynasa da, anda yürüyen çatışmalar, savaş, mezhepler arası çatışma ya da savaş değildir. Husi’ler –bunlara, önderlik edenin adının Abdulmelik Husi olması nedeniyle Husi denmektedir- yıllardır kendilerine karşı merkezi devlet tarafından uygulanan haksızlıklara, baskılara karşı mücadele etmektedir. Bu mücadele Başkan Salih döneminde de –ki Salih’in kendisi de Zaidilerden- silahlı mücadeleye kadar varmıştı.

Bu seferki mücadeleyi tetikleyen, ya da protestoları ateşleyen konu, yönetimin, petrole (benzin, mazot vb. ürünlere) devletin yaptığı sübvansiyonlara son vermesi ve buna bağlı olarak benzin, mazot gibi ürünlerin fiyatlarının Temmuz ayı sonlarında en az iki katına çıkmasıydı. Bardağı taşıran son damla buydu! Kuşkusuz ki bardağın taşmasıyla gündeme gelen sadece sübvansiyonların kaldırılması meselesi değildi. Daha çok Anayasa konusundaki çelişkiler, federal yapılanmaya karşı olmak, Husi’lere ve yönetimde yer alamayan, dıştalanan kesimlere eşit temsil hakkı, bu anlamda güçlerin eşit dağılımı, vatandaşların siyasi yaşama katılma imkanı, yiyiciliğe, rüşvete karşı mücadele vb. talepler çelişkilerin çatışmalara dönüşmesine yol açmıştır. Yani mezhepsel çatışma olarak yansıtılan, gerçekte toplumsal, sosyal çatışmadır. Bunda mezhepsel farklılıklar hala rol oynasa da, bu gerçeklik değişmemektedir. Kimi eleştirel burjuva gazeteciler bile, Husi’lerin sadece mezhep çelişkisi temelinde diğer kesimlerden insanları etkileyemeyeceğini ve geniş bir sosyal ve siyasal temele hitap edemeyeceğini tespit etmektedir. Buna rağmen değişik güçlerin ve çıkarların sözkonusu olduğu bir durumda çatışmaların mezhepler arası çatışmaya dönüşmesi olasılığı vardır. Böylesi bir durum, toplumdaki gerçek çelişkilerin üzerinin örtülmesine de hizmet edebilir. Sınıfsal çelişkilerin üzerinin örtülmesi de egemenlerin siyasetinin bir parçasıdır. Sonuçta Başkan Hadi’nin “geçiş süreci”nde öngörülen reformları gerçekleştirmemesi, sürekli sürüncemede bırakması, Salih’i koltuğundan eden kitlelerin temel taleplerine yanıt verilmemesi, güncel çatışmaları tetiklemiş ve Yemen’i yeni bir savaşa sürüklemiştir.

Savaşa giden sürece yakından bakmadan önce şunu da bilince çıkarmak gerekiyor: Husi’ler önderliğindeki kesimlerin temel sloganları arasında “Allah Büyüktür!”, “ABD’ye Ölüm!”, “İsrail’e Ölüm!”, “Yahudilere Lanet Olsun!”, “İslamın Zaferi!” gibi sloganlar var. Yani Yemen merkezi yönetimine karşı mücadelede kimi demokratik haklar savunulmasına rağmen, İslamın savunulması ve Yahudi düşmanlığı bunların karakterleri arasındadır.

2014 Ağustos ayı başlarında Husi’ler Başkent Sanaa’ya 50 kilometre uzaklıktaki Amran kentinde kontrolü ele geçirdiler. 22 Ağustos’a kadar taleplerinin yerine getirilmediği şartlarda hükümeti devirecekleri tehditiyle, yönetime uyarıda bulundular ve talepleri yerine getirilmediğinden Sanaa’ya doğru yürüyüşlerine başladılar. 8 Eylül’de hükümet Husi’lere karşı bombardımanla saldırıya geçti ve çatışmalar resmi bir hale dönüştü. 21 Eylül’de Husi’ler Sanaa’nın büyük bölümünü kontrolü altına aldı. Başkan Hadi ve Hükümet BM temsilcisinin arabuluculuğuyla Husi Milisleriyle “barış anlaşması” imzaladı. Buna göre bir ay içinde şimdiye kadar yönetimden dıştalanan kesimlerin de içinde yer alacağı yeni bir “Birlik Hükümeti” kurulacaktı. Bunun için Başbakan Basindawa istifa etti. Ayrıca ekonomik reformlar yapılacak, askeri ve güvenlik kurumu değiştirilecek ve petrol ürünlerine zamlar geri alınacaktı. Buna karşı da Husi’ler güçlerini Sanaa’dan çekecekti. Yeni Başbakan’lı hükümetin kurulması Kasım ayında gerçekleşse de ne gerçek anlamda bir “Birlik Hükümeti” ne de diğer konuların hiçbiri gerçekleşmedi. Anlaşma çok kısa sürdü ve değişik güçlerin içinde yer aldığı çatışmalar giderek yoğunlaştı. Aden’de Güney Yemen’in bağımsızlığı için onbinlerce insan yürüyüş gerçekleştirdi. “İslam Devleti”nin üzerlendiği ve Husi’lerin gittiği camilere yönelik intihar eylemleri yaşandı, Husi’ler de giderek daha çok yerleşim alanında kontrolü ele geçirdi. Bu dönemde yaşanan çatışmalarda ve intihar eylemleri sonucu onlarca kişi öldürüldü.

Husi’lerin Sanaa’yı kontrol altına alması sonrasında yaşanan çatışmalarda eski Devlet Başkanı Salih’in oğlunun komutanlık ettiği ordunun bir kesimi de Husi’leri destekleyen güç olarak gündeme geldi. Buna bağlı olarak Kasım ayı başında BM, Husi liderlerinden ikisinin ve Salih’in banka hesaplarına el koyma kararı aldı. Salih yanlıları aynı zamanda parlamentoda da yeni hükümetin programının onaylanması için öngörülen oylamayı engellediler. Böylece 2014 yılı sonuna gelindiğinde kriz giderek derinleşti.

17 Ocak 2015 tarihinde yeniden Anayasa konusunda tartışmalar kızıştı, Husi Milisleri Başkan hadi tarafından Anayasa’yı hazırlamakla görevlendirilen sorumlu kişiyi (Ahmed Awad bin Mubarak) kaçırdı ve 19 Ocak 2015 tarihinden itibaren Husi Milisleri Başkan Hadi’yi devirmek için Başkanlık Sarayı’na saldırıya başladı. Kısa süreli çatışma sonrasında ayın 20’sinde Saray’ı ele geçirdiler. Hemen ardından Kasım ayında Husi’lerin de onayını alan Başbakan Bahah’ın bulunduğu Başbakanlık binası sarıldı. Ev hapsine alınan Başkan Hadi’nin Anayasa değişikliği sözü vererek Husi’lerle anlaştığı haberi 21 Ocak’ta yayınlandı. Husi’lerin de buna karşılık olarak Hadi’nin evine yönelik kuşatmayı kaldıracağı ve kaçırılan Mubarak’ı serbest bırakacağı belirtildi. Gelişmelerin hızına haber ajansları da zor yetişiyordu! 22 Ocak’ta Başkan Hadi ve Hükümet istifa ettiklerini açıkladılar. Böylece Sanaa’da kontrol tümüyle Husi’lerin eline geçti.

Husi’ler parlamentoyu feshedip yerine 551 üyeden oluşan geçici bir “Ulusal Konsey” oluşturduklarını, Başkan Hadi yerine de beş (5) kişilik bir “Başkanlık Konseyi” atadıklarını ilan ettiler. Sözkonusu konsey iki seneliğine görev yapacak ve bu “geçiş süreci”nde yeni Anayasa oluşturularak seçimler yapılacak...

Bu gelişmelere paralel olarak Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Umman’ın üyesi olduğu “Körfez İşbirliği Konseyi” (KİK) BM’den acil toplantı talebinde bulundu. 21 Şubat’a gelindiğinde ise istifasını açıklayan Başkan Hadi’nin ev hapsinden kurtulup Aden’e kaçtığı haberi medyaya yansıdı. Hadi Aden’e gittikten sonra istifasını geri aldı ve geçici olarak Aden’i Başkent ilan etti.

Aden’e gitmek de Hadi’yi kurtarmaya yetmedi. Husi Milisleri Aden’de de saldırıya başladı. Kimi emperyalist devletler elçiliklerini yeniden kapatıp vatandaşlarını Yemen dışına çıkarmaya çalışırken, ABD emperyalizmi askeri üssünü de boşalttığını ve 100 kadar “elit” askeri gücünü tahliye ettiğini açıkladı. Husi’lerin bu askeri üssü ele geçirmesiyle de önemli oranda silahın ve gizli askeri bilgilerin de Husi’lerin eline geçtiği yazıldı. Husi’lerin Aden’e de saldırmalarına bağlı olarak Başkan Hadi dış güçlerden yardım talep etti.

26 Mart’a gelindiğinde Hadi Suudi Arabistan’a kaçmış ve Suudi Arabistan önderliğindeki kimi Arap devletlerinin oluşturduğu ittifak, “Kararlılık Fırtınası” adını verdiği harekatla Husi Milislerini bombalamaya başlamıştı. Sözkonusu ittifakta ilk açıklamaya göre 10 devlet yer alıyordu. Bunlar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Mısır, Fas, Ürdün, Sudan ve Pakistan’dır. Daha sonra Pakistan Parlamentosu savaşa katılmayacağına, sadece Suudi Arabistan’ın doğrudan saldırıya uğraması durumunda Suudileri destekleyeceği konusunda karar aldı. ABD ve İngiltere ilk başta desteklerini ilan ettiler, ardından da doğrudan savaşın içinde oldukları ortaya çıktı. Türkiye de Yemen’e saldırıyı selamladı.

26 Mart’tan bu yana savaş sürüyor. Kimi insan hakları örgütlerinin ve BM’nin açıklamalarına göre yüzlerce insan öldürüldü, 2000’e yakın insan yaralandı. 100.000’den fazla insan da göç, kaçış yollarında! Savaş, hem ulusal, hem de uluslararası, hem bölgesel hem de etnik, dini yanları olan bir savaş görünümündedir.

BM, Başkan Hadi’nin yeniden koltuğuna oturması için karar aldı ve Husi’lere karşı yaptırımları gündeme getirdi. Bu dalaşta öne çıkan önemli bir nokta da İran’a karşı tavırlardır. İran’ın Husi’lere yardım ettiği, onlardan yana tavır takındığı olgudur. Ama bilinmeyen şey, bu yardımın somutta ne olduğu, ya da Husi’lerin İran tarafından kışkırtılıp kışkırtılmadığıdır. İran resmen bunu reddetmektedir. İran temsilcileri yalan söylese de, Hadi’den yana olan ve anda Yemen’i bombalayan, kara harekatını da gündeme getiren güçlerin; ve bu güçlerin arkasındaki emperyalistlerin İran’dan özde farkları yoktur. Hepsi de diğerini suçlayarak sahtekarlık yapmaktadır. Hiçbir emperyalist, gerici yerel gücün Yemen’e müdahale hakkı yoktur! Şii ve Sünnilik kullanılarak bölgede mezhepsel çatışmalar körüklenmekte ve körükledikleri çatışmaları da bölgeye daha fazla müdahale etmek için kullanmaktadırlar.

Özetle aktardığımız gelişmeler bölgede yeni bir temsilci/taşeron savaşına dönüşen ve daha uzun yıllar Yemen’e barışın uğrayamayacağına işaret eden gelişmelerdir. 24 Milyon kadar nüfusun yaklaşık %60’ının açlık sınırında olduğu ve acil yardıma ihtiyaç duyulduğu bir ülkede, savaşın durumu daha da berbat edeceği, yüzbinlerin göç yollarına düşeceği ve savaş sürdükçe binlerce insanın savaşa kurban gideceğini tespit etmek için kahin olmaya gerek yoktur. Emperyalistlerin en büyük sahtekarlıklarından biri de bölgenin en gerici barbar unsurlarıyla işbirliği yapıp onlar üzerinden kendi çıkarlarını koruduğu yerde “demokrasi”den, “insan hakları”ndan bahsetmeleridir!

Öyle ya da böyle Yemen’deki savaş, kargaşa ve çatışmalar önümüzdeki dönemde dikkatimizi daha fazla çekeceğe benziyor. Gelişmeleri takip edip göreceğiz!

 

16 Nisan 2015

Dünyadan

İşçi Dünyası