• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt08212017

Last updateCts, 12 Ağu 2017 1pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Dünya (2) Yeni Dünya İçin Çağrı Avrupa Vaatler Ve Gerçekler

Vaatler Ve Gerçekler

Yunanistan’da yapılan parlamento seçimlerinden birinci parti olarak çıkıp, hükümet kurma görevini üzerlenen Syriza, bu “görevi” seçimin ertesinde  bir gün içinde ANEL isimli, hadi faşist demiyeyim, faşizan ANEL ile koalisyon hükümeti kurarak yerine getirdi.

Syriza seçimlerde verdiği vaatlerle Yunanistan halklarının umudu olmuştu. Burjuva medyada “Sol radikallerin çatı partisi”  olarak adlandırılan Syriza’nın seçim zaferi uluslararası alanda  bir çok “sol” çevrede “Sol”un zaferi, yeni bir sol yükselişin habercisi olarak değerlendirildi. Bunlar öncelikle Syriza’nın laf radikali solculuğunu ciddiye alanlardı. Ülkemizde Syriza’nın seçim zaferine sahip çıkmayan, ondan kendine pay çıkarmayan yoktu neredeyse. HDP, ÖDP, EMEP, yeni yetme Birleşik Haziran Hareketi adeta kendilerinin Türkiye’nin Syrizası olarak göstermekte yarışa girdiler. Yalnızca onlar değil, CHP de başkanı ağzından aslında Syriza’nın “bizim görüşümüze sahip bir parti” olduğunu açıkladı. Dilin kemiği yok!  AKP eksik kalır mı? Onun sözcüleri de aslında Syriza’nın yapacağını söylediklerini kendilerinin yaptıklarını, Syriza’nın seçim zaferinin aslında AKP’nin 2002 deki seçim zaferine benzediğini vs. açıkladılar.

Onlar bunları açıklayadurup, “komşuda pişenden” kendilerine pay çıkartmaya çalışırken, Syriza kendine seçim zaferi getiren vaatlerden nasıl kıvırtacağının hesapları içinde idi. Öyle ya onlara oy verenler, şimdi ilan edilmiş vaatlerin yerine getirilmesini talep edecekti. Ne idi bu taleplerin en önemlileri?

Syriza iktidara geldiğinde ilk olarak Yunanistan Halklarını köleleştiren, onları yoksulluğa mahkum eden Troika (Avrupa Merkez Bankası/Dünya Bankası/Uluslararası Para Fonu) ile pazarlığı kesecek, Troika ile görüşmeyecek, Troika’nın  dayattığı “reform Programı” nı uygulamayacaktı.

Troika’nın dayattığı  “kemer sıkma politikası”na son verilecek, yine Troika’nın Yunanistan’a yeni krediler vermek için şart koştuğu özelleştirmelere son verilecek, özelleştirilen kimi işletmeler de yeniden devletleştirilecekti. Kemer sıkma politikası ile  işlerini kaybeden devlet memurlarına işleri derhal geri verilecekti. Troika’nın dayattığı emekli aylıklarının düşürülmesi siyasetine son verilecek; emekli aylıkları eski seviyelerine yükseltilecekti. AB ile borçların geri ödenmesi konusunda yapılmış anlaşma yok sayılacak, borçların silinmesi talebiyle yeni bir anlaşma için görüşmeler yapılacaktı.

Yoksullara bir asgari geçim yardımı yapılacak, vergi sistemi yeniden düzenlenecek, yüksek geliri olanlardan orantılı olarak daha fazla vergi alınacak, yolsuzluk, rüşvet vb. ile mücadele edilecek, dışarıya para ve vergi kaçırılması engellenecekti. (Bu vergi sisteminin yeniden düzenlenmesi, yolsuzluk ve rüşvetin engellenmesi, dışarıya para kaçışının engellenmesi Troika’nın programında olan, Syriza ile Troika programının kesiştiği tek nokta idi.)

Syriza bu vaatlerini seçim ertesinde hemen terk etmedi, bunları hatta hükümet programı haline getirdi. Bu hükümet programı ile Syriza/ANEL hükümeti güvenoyu aldı.

Hükümet adına yapılan ilk açıklamalarda bu programın birebir uygulanacağı konusunda iddialı açıklamalar yapıldı.

Fakat gecikmeden cevabı geldi: Bu hükümet programında öngörülenler, bir maddesi hariç Yunanistan’ın yeni hükümetinin  bir önceki hükümetle yapılan anlaşmaların, uygulanacağı konusunda sözler verilmiş olan programın ortadan kaldırılması, yok sayılması anlamına geliyordu. Hiçbir şekilde kabul edilemezdi. AB kurumları başını Almanya’nın çektiği bir kampanya ile önce yapılan anlaşmalara göre AB’nin  Yunanistan’a vereceği yeni kredi bölümünün verilmesinin durdurulması yönünde karar aldı. Yeni hükümet, yapılan anlaşmalara uyacağını açıklamalı ve Troika’nın programını uygulamalı idi. Bu konuda bir garanti verilmemesi halinde, Yunanistan’ın önce Avro grubundan, sonra da AB’den dışlanması söz konusu olabilirdi. Tabii ki Brüksel’de hiç kimsenin “Grexit” adı verilen, Yunanistan’ın AB’den çıkmasını vs. istemiyordu. Ama hiçbir AB üyesi de yaptığı anlaşmalara uymamazlık edemezdi vs.

Sonra pazarlıklar başladı. Verilmesi istenen kredi bölümünün verilmemesi halinde Yunanistan devletinin resmen iflas durumu gündeme gelmesi söz konusuydu. Yani eşitler arası bir pazarlık değil, sırtı duvara dayanmış bağımlı bir devletin, emperyalist devletlerle eşitsiz bir pazarlığı idi söz konusu olan. AB Şubat sonuna kadar Yunanistan hükümetinin şimdiye kadarki  anlaşmalara uyacağını açıklayıp somut bir ödeme planı ile gelmesini dayatıyor; aksi halde Şubat sonu yapılacak ödemeyi yapmayacağını açıklıyordu.

 Bu pazarlıkların sonucu bir anlaşmaya varıldı: UPF, Eurogroup ve AB Komisyonu başkanlarının Brüksel'de ortak bir basın toplantısıyla duyurdukları anlaşmaya göre; Yunan hükümetine 4 ay borç anlaşmasının devam etmesi doğrultusunda süre tanındı. Anlaşmaya göre  Yunan hükümeti, 23 Şubat’a  kadar    borç anlaşmasının devamı ve yeni borç diliminin serbest bırakılması için alacağı önlemleri AB ve IMF'ye iletecekti.

AB yetkili organları, hükümetin borçların ödenmesi için alacağı önlemlerin yeterliliğini ya da tatmin ediciliğini kararlaştıracak ve Nisan ayında borç diliminin serbest bırakılıp bırakılmayacağına karar verecekti. Yapılan anlaşma, troyka anlaşmalarının "devam etmesini ve anlaşma çerçevesi içinde" Yunan hükümetinin "tek taraflı uygulamalara" gidemeyeceğini de öngörüyordu. Bu madde, hükümetin vaatlerinin troyka kararı olmadan gerçekleştirilemeyeceği anlamına geliyordu. Fakat çok önemli!!!! de bir taviz verilmişti Yunanistan Hükümetine: Artık Yunanistan hükümeti Troyka ile değil; “ mali kurumlarla” görüşecek; denetim işini de “Troyka” değil “kurumlar” yapacaktı. Böylece Troyka adı kullanılmadan, Troyka’nın görevi devam ediyor; Syriza hükümeti verdiği sözlerden görünürde en azından birini yerine getirmiş oluyor, artık Troyka ile görüşmüyordu! Ne şiş ne de kebap yanıyordu böylece!

Ayrıca anlaşmada, "IMF'nin üstlendiği rolün devamına karar verilmiştir" cümlesi konarak Yunan hükümetinin IMF ile yapılan anlaşmalara sadık kalması da teyit ediliyordu. Anlaşmada, sonraki  tüm anlaşmaların ve alınacak önlemlerin imzalanan programların devam etmesi doğrultusunda olacağı da vurgulanıyordu.

Yunanistan Ekonomi Bakanı Yanis Varufakis, anlaşmanın karşılıklı atılan adımlarla imzalandığını belirttiği açıklamasında 2 gün içinde vergi sistemine yönelik önlemlerin AB yetkili organlarına iletileceğini söylüyordu. Varufakis tabii artık "troykanın bittiğini" de göğsünü gere gere açıklıyordu! Tarafların anlaşmasına göre, bundan sonra troyka “kurumlar” Troykanın dikte edip te önceki Yunan hükümetinin kabul ettiği şartlar da "sözleşme" olarak adlandırılacaktı; Ayrıca anlaşmaya bir de troyka anlaşmalarının hiç bir maddesinin  geçersiz sayılmayacağı maddesi de eklendi.

Sonuç: Yunanistan’ın önüne AB’nin Avro Ülkeler Grubu, en başta da Almanya, 4 ay zaman tanıdı. Bu dört ay içinde Yunanistan’ın Syriza hükümeti ya önceki hükümetin bütün yükümlülüklerini üzerlendiğini açıklayacak, eski tas eski hamam, Yunanistan’da yeni hamamcı ile devam edecek  ya da devlet iflasını açıklayacak!

Tabii bir başka yol da var:

Yunanistan’ın “radikal solcu” dile reklamı yapılan hükümeti, NATO’dan  ve AB’nin Avro bölgesinden çıktığını, borç ödemeyi bir süre durdurduğunu açıklayacak, Rusya ve Çin devreye girecek, bir bağımlılığın yerini, bir başka bağımlılık alacak. Fakat Syriza’nın böyle bir adım atma niyeti olmadığı gibi: batılı emperyalist kamp bu gidişe de izin vermez!

Olacak olan Yunanistan’ın borç ödeme planının biraz daha uzun süreye yayılması ve Syriza/ANEL hükümetinin sonuçta Troyka’nın dayattığı (pardon kurumların dayattığı!!) programı uygulaması olacaktır. Bu arada yeni bir vergi sisteminin getirilmesi de  – bu Troykanın da  talebi olmasına rağmen- Syriza’nın zaferi olarak da tanıtılacaktır.

Syriza’nın oynadığı rol, Yunanistan  halklarının AB’deki emperyalist devletlere duyduğu ve eylemlerle dile getirdiği haklı tepkinin ucunu törpülemek olacaktır. Eğer o bu rolü hakkıyla yerine getirirse, emperyalist güçler bu hükümetin sürmesi için kimi tavizler verebilir. Yok bu rolü beceremezse, o zaman  aynı programın bir başka hükümet üzerinden uygulanması için bu hükümeti devirmek için her şeyi yapacaklardır. Şimdilik yaptıkları Syriza’yı  terbiye etmek, ona hareket  sınırlarını göstermektir.

 ÇOK DOĞRU AMA EKSİK BİR ADIM…

Seçime giderken, şimdiye kadar  kendine “İşçi Partisi” adını takan ulusalcı “Sosyalist” Parti, olağanüstü bir kongreyle ismini değiştirdi.

Geçmişteki İşçi Partisi’nin yeni Adı “VATAN PARTİSİ.”

Bence bu “ulusalcı sosyalist” partisinin isminden işçi lafını çıkarması gayet doğru, bu partinin niteliğine uygun bir adımdır.

Bu partinin işçi sınıfı ile adı dışında hiç bir ilgisi yoktu. İşçi sınıfı enternasyonal bir sınıftır. Onun mücadelesi yalnızca biçimde ulusal sınırlar içinde gerçekleştiği ölçüde ulusal, özde hep enternasyonaldir.

Burjuvazinin egemen olduğu yerde “işçi sınıfının vatanı yoktur.” Sınıflı toplumda “Vatan” denen şey, egemen sınıfın “vatanı”dır. Burjuvazinin egemen olduğu yerde, burjuvazinin işçilere emekçilere yaptığı  “vatan bayrağı altında birleşme” çağrısı, onlara yapılan “benim kuyruğuma takılın”, “katiyen bana karşı sınıf savaşına filan girmeye kalkmayın” çağrısıdır!

Şimdi dünün İşçi Partisi, herkesi VATAN partisinde birleşmeye çağırıyor ..

Bu parti bayrağında “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazanların partisidir.

Bu partinin kendinden menkul sosyalistliği, işçi sınıfı ve emekçileri kandırmak için kullanılan bir süstür yalnızca.

Vatan Partisi adı uygundur da eksiktir bence. Bu parti Vatan lafının önüne “Ulusalcı Sosyalist” lafını da eklese özünü daha iyi ifade etmiş olur.

Bir önceki seçimlerde tam iktidara yürüyorken! (Seçimden bir gün önce İP’nin oyları % 17’lerde gösteriliyordu Aydınlık gazetesinde!) kendini   bindeler civarında oy oranında bulan bu ”büyük” parti, isim değişikliği ile, bu arada CHP’den geleceğini umduğu ulusalcı oylarla bindeler partisinden yüzde birler partisine filan gelişebilir. Tabii bu büyük gelişme (eğer bu seçimlerde iktidara gelmezlerse!!! palavracılık, kendi kendilerine gaz verme  konusunda gerçekten ustadırlar.) gelecekteki iktidarın habercisi olacaktır!!!

(Bu arada aslında Vatan Partisi yöneticilerinin şimdiden hazır olan “Milli Hükümet”lerini  Türkiye’de seçimler yoluyla kuramayacaklarını bilmemesi ihtimali sıfırdır. Bunlar bunu biliyor. Fakat dertleri de seçim değildir aslında. Sonunda zinde güçler! Atatürkçü vatansever milli ordunun kahraman generallerine bağlamışlardır umutlarını. Ama o dağlara da şu sıralar kar yağmış görünüyor.)

Bu arada ama yüzdeler partisi olmanın önünde bile  ufak tefek pürüzler de var. MHP’de, CHP’den ayrılan Anadolu Partisi de, bu arada Destici nin partisi filan da oy besinini aynı tabandan alıyor. Bence bu takımın yapabileceği en akıllı iş, MHP çatısı altında birleşmek, işbirliği yapmaktır.

Birbirlerine uyarlar aslında.

19 Şubat’ta Ege Üniversitesi’ndeki  çatışmada öldürülen ülkücü gence sahip çıkan yalnızca ülkücüler değil, aynı safta olan  Vatan  Partisi’nin gençlik örgütü TGB oldu. Aynılar aynı yerde birleşiyor pratikte.

Aslında Doğu Perinçek boş hayallerle uğraşmayı bırakmalı, “bölücülük” yapmaktan vaz geçmeli,  Vatan için, Türk milleti için dükkanını kapatıp MHP’de görev almalıdır.

TGB- Ülkücü kardeşleşmesi bu konuda yol gösterici bir adımdır.

27 Şubat 2015

Dünyadan

İşçi Dünyası