• İLETİŞİM
  • Anasayfa
  • Dünya
    • Dünya

  • Yayınlar
    • Yayınlarımız

  • İŞÇİ DÜNYASI
    • İşçi dünyası

  • KÜRDİSTAN
    • Kürdistan

  • Güncel
    • Güncel

  • GENÇLİK
    • Gençlik

  • Kadın
    • Kadın

  • KÜLTÜR-SANAT
    • Kültür Sanat

  • Çevre

Pzt10232017

Last updatePzt, 23 Eki 2017 3pm

Back Buradasınız: ANASAYFA Dünya (2) Yeni Dünya İçin Çağrı Avrupa Yunanistan: Parlamento Seçimleri Ve Gelişmeler!

Yunanistan: Parlamento Seçimleri Ve Gelişmeler!

YUNANİSTAN:

PARLAMENTO SEÇİMLERİ VE GELİŞMELER!

Mayıs 2012’de Yunanistan’ın parlamento seçimlerinden çıkan üçlü ittifak (Yeni Demokrasi, Pasok ve Dimar) 2014 yılı sonunda yeni Cumhurbaşkanı’nı, yapılan üç tur seçimde seçemedi. Anayasa gereği 10 gün içinde parlamentonun feshedilmesi ve 30 gün içinde de yeni seçimlerin yapılması gerekiyordu. Seçimler 25 Ocak 2015 tarihinde yapıldı.

Sonuçları kısaca özetlersek, Yeni Demokrasi, Pasok ve Dimar koalisyonu kaybetmiş, Syriza ise seçimden galip olarak çıkmıştır. Bu galibiyetin de abartılacak bir galibiyet olmadığını vurgulamak gerekiyor. Yunanistan seçim sistemine göre seçimden birinci parti olarak çıkan partiye 50 milletvekili bonus/ ikramiye olarak veriliyor. Syriza’nın %36,34 oy oranı ile 149 milletvekili çıkarmasının sırrı da buradadır.

Oy oranlarının rakamsal sonuçları ise somut olarak şöyledir:

 

ND Yeni Demokrasi

SYRİZA Radikal Sol

PASOK Panhelenik

ANEL Bağımsızlar

KKE Komünistler

XA AltınŞafak*

DİMAR D.Sol**

2007 %

%41,84

%5,04

%38,10

--

%8,15

%3,80

--

M.Vekil

152

14

102

--

22

10

--

2012   %

% 29,66

%26,89

%12,28

%7,51

%4,5

%6,92

%6,25

M.Vekili

129

71

33

20

12

18

17

2015  %

%27,81

%36,34

%4,68

%4,75

%5,47

%6,28

%6,05

M.Vekili

76

149

13

13

15

17

17

*Açık Faşistler (2007 Seçimlerinde bunlar Ortadoxlardır.) ** Demokratik Sol 2015 seçimlerinde Sol Liberaller (Potami) dir.

Sayılara dikkat edilirse iki genel seçim arasında en fazla oy kaybeden Pasok’dur. Oy kaybı %7,6 ve milletvekili sayısı ise 20’dir. Yeni Demokrasi (Muhafazakârlar) oy oranında sadece %1,85’lik kayıba rağmen 53 milletvekili kayıpları vardır. Bu da yine seçim sistemine bağlı olarak, 2012 seçimlerinden birinci parti olmasıyla ekstradan kazandığı 50 milletvekilini, bu sefer Syriza’ya kaptırması sonucudur. Bu olgu gözönüne alındığında Yeni Demokrasi’nin gerçek kaybı 3 milletvekilidir. Koalisyon ortağı Dimar ise durumunu korumuştur. Burada Syriza’nın neden, nasıl oylarını 2012’ye göre %10 ve 2007 seçimlerine göre ise %31,3 oranında artırmış olarak en güçlü parti konumuna geldiğini sormak lazım? Kimilerine göre popülist pragmatist politika! Kimilerine göre emperyalistlerin dayatmasına karşı radikal dikleşmeler! Kimilerine göre gerçekten halkı temsil edenlerin parlamenter devrim yapmasıdır! Parlamenter devrim tespiti en yanlış olanıdır. Diğerlerinin, yani popülist ve radikal görünümlü dikleşme vb. tavırlar, Syriza’nın oylarını yükseltmesinde rol oynayan etmenler arasındadır. Popülist ve radikal görünümlü talepler ise, Syriza’nın emekçilerin çıkarlarını savunduğu yönlü algıyı oluşturarak kitlelerin bilincini karartan taleplerdir. Syriza’nın birinci parti olarak seçimlerden çıkmasının perde arkasını kavramak ve anlamanın anahtarı, küresel alanda 2008-2015 yılları arasındaki ekonomik ve politik gelişmelerin Yunanistan’a yansımasının doğru analiz edilmesindedir.

 

MALİ VE EKONOMİK KRİZİN ETKİLERİ

2008’in üçüncü çeyreğinden itibaren başlayan, 2009’da dibe vuran devrevi krizin depresyon evresinde tam bir çöküş yaşanmıştı. 2009’da dünya çapında büyüme İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez sıfırın altına düşmüştü. 2008 Eylül’ünden itibaren başlayan büyük iflaslar, borsa çöküşleri söz konusuydu. Mali kriz hep daha fazla borçlanarak aşılma durumundaydı. Devletler para ve devlet tahvili basarak, merkez bankaları nerede ise sıfır faizle para dağıtarak mali krizi güya aşma ile meşgul oldular. Aşırı borçlanma krizden çıkışın reçetesi olarak sunuldu. Devletlerin borç balonları şiştikçe şişti.

Kriz AB içinde İrlanda’dan sonra Yunanistan, İspanya, Portekiz, İtalya ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni iflas durumuna getirmişti. Bu anlamda Avrupa’yı zorlayan ekonomik krizde en dibe vuran ülke Yunanistan olmuştu. Bu ülkeler Avrupa Birliği Merkezi Fonu’ndan, aslında ise IMF, Dünya Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’nın (troyka) denetimine girmesi şartıyla verilen yeni borçlarla, mali politikaların bu üçlü tarafından belirlenmesi şartıyla resmi iflastan kurtulmuşlardı.

Bu iflastan kurtulmak için Yunanistan’ın yeni borçlarla -240 Milyar Avro kadar- toplam borcu 320 milyar Avro’ya yükseldi. Altına imza atılan borcun geri ödeme planı çok şeyler yazmaya gerek bırakmamaktadır.

Troyka’nın dayattığı ödeme planı:

 

Bu ödeme planına göre, Yunanistan yeni borçlar edinmemesi koşuluyla 42 yıl boyunca borç ödeyecektir. Borcun faizi ise borcu verenlerin kârıdır. Borcun verilmesi ve geri ödenmesi konusunda en fazla gürültü koparan Almanya, en fazla borç veren ülke konumundadır. Aslında Almanya iflas eşiğine gelen ülkelerdeki cari açığı kendine olumlu olarak yazandır. Avrupa’da Alman ekonomisi en sağlam ekonomidir. AB içindeki ekonomik ve ticaret ilişkilerinde de en fazla kâr elde eden emperyalist güçtür.

İşte bu borçların geri ödenmesi için troyka tarafından Yunanistan’a dayatılan kemer sıkma politikaları ve şartlarına karşı çıkma politikası Syriza’yı birinci parti haline getirmiştir. Bağrında her rengi barındıran bu popülist harekete kitlelerin yönelmesinin sebeplerinin başında hem sokaklardaki eylem hareketinin içinde olmaları ve hem de seslendirilen taleplerinde yatmaktadır. Burada Yunanistan’da Helenist milliyetçiliğin “sol” versiyonunun etkisinin de önemli rol oynadığının altını çizmek gerekiyor. Syriza’nın hem “solcu” görünmesi, hem de AB’nin başını çeken emperyalist güçlerin ve de kurumların köleleştirici dayatmalarına –sınırlı da olsa- karşı çıkması, kitlelerde, Syriza’nın ulusal bağımsızlıkçı bir güç olduğu düşüncesini güçlendirmiştir. Syriza’nın seçimlerden birkaç gün sonra sağcı, milliyetçi ANEL ile koalisyon kurmasının bir açıklaması da bu helenist yaklaşımdaki ortaklıklarıdır. Troyka’ya ya da AB’li emperyalist güçlerin dayatmalarına karşı çıkmaları, bunların anti-kapitalist olmalarından kaynaklanmıyor! Milliyetçilik, Syriza ile ANEL’in koalisyon kurmasının ortak noktasıdır.

 

SYRİZA’YI İKTİDARA GETİREN TALEPLER VE PROGRAMINDAN KESİTLER:

Çoğunluğu Yunan sermayesine, bankacılık sistemine pompalanan AB/IMF ve Dünya Bankası borçlarının bu biçimiyle ödenmeyeceğini, yeniden pazarlık yapılacağını, borçların kısmen silinmesi talebini ileri sürdüler. Geri ödemelerde faiz oranlarının düşürülmesi ve vadelerin uzatılması, kamu borçlarının kısmen silinmesi savunuldu. Avrupa ile yapılan anlaşmalar referanduma götürülecek, dediler.

Bankaların sırlarına ve sermayenin yurtdışına kaçışına karşı mücadele için tedbirler alınacak.

Troyka ile görüşülmeyeceğini, aşırı solcu olmadıklarını, “gemiyi karaya oturtmaya niyetli” olmadıklarını, “aslında krize, artık işlemeyen politikaların dışında çözüm” aradıklarını, “Euro’dan çıkmaya, Avrupa Birliği’ni istikrarsızlığa sürüklemeye” niyetlerinin olmadığını, “SYRİZA olmazsa esas aşırı, sağcı popülist partilerin fırsat kolladığını” ileri sürdüler.

Yoksulluk sınırı altında yaşayanlara elektrik ve ısınma hizmetini ücretsiz vereceğini taahhüt ettiler. İhtiyacı olanlara gıda ve kira yardımı yapılmasını savundular. Zenginlerden alınan ve son yıllarda kaldırılan bazı vergilerin geri getirilmesini, kimi yeni vergileri ve gelir vergisi alt sınırının 5 bin avrodan 12 bin Avro’ya çıkarılmasını savundular. Yunanistan’da işsizlik oranı yüzde 25, gençler arasında işsizlik oranıysa yüzde 50’nin üzerinde. Büyük bir istihdam programını devreye sokmak istediklerini açıkladılar. Amaçlarının 2 yıl içinde 300 bin kişiye yeni istihdam alanı yaratmak olduğunu açıkladılar. Yıllık 500 bin Avro üzeri geliri olan herkes için gelir vergisinin yüzde 75’e çıkarılacağını söylediler. Avrupa ortalaması temel alınarak büyük şirketlere konan vergilerin artırılacağını açıkladılar. Lüks tüketime özel vergi konulacağını açıkladılar. Kiliseye ve gemi inşa sanayisine sağlanan ayrıcalıklar kaldırılacak dediler. Kilise ile devletin ayrılmasını sağlayacak anayasal reformlar yapılacağını ilan ettiler. Asgari ücret 751 Avro (2000 TL) olacak dediler, kadın ve erkeklere eşit ücret talebini savundular. Devlet okullarında çocuklara ücretsiz kahvaltı ve öğle yemeği verilecek dediler. İşsizlere, evsizlere ve düşük ücretlilere bedava sağlık hizmeti verileceğini, uzun süredir işsiz olanların toplu taşımadan ücretsiz yararlanacağını, Milli sağlık hizmetleri için vatandaşların para ödemelerine son verileceğini ilan ettiler, Özel hastaneler millileştirilecek. Ulusal sağlık sistemi için özel katkı payı kaldırılacak dediler. Hükümet, banka ve kilise binalarının evsizler için kullanımını talep ettiler. Mortgage kredi (ipotek) ödemelerini karşılayamayan yoksul ailelere yüzde 30’u kadar sübvansiyon verileceğini ilan ettiler. Milletvekillerinin ayrıcalıklarının ve dokunulmazlıklarının kaldırılacağını ilan ettiler.

Halk protestoları sırasında polisin maske takması ve ateşli silah kullanması yasaklanacak dediler. Türkiye ile istikrarlı anlaşmalar için müzakere yapılacak. Yunanistan’daki tüm yabancı askeri üslerin kapatılacağını ve NATO’dan çıkılacağını ilan ettiler. Askeri harcamalarda ciddi kısıtlamaların olacağını dile getirdiler. Özelleştirmelerin durdurulması, Pire limanının özelleştirme ihalesinin iptal edilmesi örneğini verdiler. Kamu Enerji Şirketi PPC ve dağıtım şirketi ADMIE’nin özelleştirilmeyeceğini açıkladılar. “Biz yalnızca Yunan halkına karşı sorumluyuz” derken durdurulan özelleştirmelerin tümüyle iptal edilmesini savunmaktadırlar.

Kısaca söylenirse vaatlerde yok yok! Syriza lideri Tsipras:

"Eski sistemi, oligarşiyi, yolsuzluğu bitireceğiz. Kurtarma paketlerini, tehditleri, aşağılanmayı bitireceğiz. Hiç kimse iş bulmak için bağlantılarına güvenmeyecek. Herkes inancına, cinsiyetine bakılmaksızın eşit şartlara sahip olacak." (radikal.com.tr, 26 Ocak 2014) diyerek altından kalkamayacağı vaatlerde bulunmaktadır.

Syriza’nın yukarıda aktardığımız iştah kabartan vaatleri mevcut sömürücü gerici burjuva diktatörlüğü şartlarında, burjuva parlamenter sistemi içinde gerçekleştirebilir mi? Evet, sistemin temellerine dokunmadıkça yukarıdaki taleplerin hepsinin de gerçekleşmesi mümkündür! Talep ya da vaatler arasında, ancak devrimle mümkün olabilecek vaat ve talep yoktur. Hepsi de burjuva sömürü sisteminde, genel teorik olarak ele alındığında mümkündür. Yunanistan’ın AB’nin emperyalist güçlerine, özelde de troyka’ya bağımlılığı gözönüne alındığında, dile getirilen reform taleplerinin –özellikle de doğrudan ekonomik durumla bağlantılı olan taleplerin- de ancak karşılıklı anlaşma temelinde mümkün olduğu bilince çıkarılması gereken bir gerçekliktir. Yani troyka ve AB’nin başını çeken emperyalist güçler onay verirse ancak, Syriza’nın vaatlerini yerine getirmesi mümkündür. Ya da Syriza radikal bir karar verir, AB’den ve Avro bölgesinden çıkar, kendisinin verdiği vaatleri yerine getirmeye çalışır. Bu olasılık ama, Syriza’nın böylesi bir siyasetinin olmadığı yerde, teorik bir olasılıktan öteye geçmez. Bu durumda da, gerçekleşecek olan reformların, Yunanistan halkının yaşam koşullarını özde değiştirecek değişiklikler olmayacağına emin olabiliriz.

Eğer tekrarlanan bir döngü içinde kalınmak istenmiyorsa, reformlar ve günlük talepler için mücadelenin nihai kurtuluş mücadelesine tabi kılınması zorunludur.

Bu konuda, kendisine sosyalist, komünist diyen hareketin geneline hâkim olan iki yanlış eğilime dikkat çekilmesi zaruridir. Bunlar:

1- Var olan kötü durumu objektif olarak tespit etmek, bundan bugün devrimci faaliyet için şartların uygun olmadığı sonucunu çıkarmak; kısa vadede başarılı sonuçlar vaat eden günlük reform çalışmaları içinde, reformizm batağı içinde boğulmak. Gelişen kendiliğinden hareketlere onlarda olmayan nitelikler yüklemek; kuyruğuna takılmak, kuyrukçuluk yapmak.

2- Var olan kötü durumu yok saymak; kendi isteklerini gerçekmiş gibi görüp göstermek, devrimci faaliyet için devrimci durumun varlığı şartmış gibi, olmayan bir devrimci durum , “işçi saldırısı” “sol gelişme” “devrimcileşme” vs. yaratıp, bu temelde ayakları yere basmayan, yalnızca kendi örgütlü çevresini harekete geçiren “devrimci faaliyet” yürütmek.

Syriza’nın önünde koşulsuz secdeye gelenler ve ona olmadık vasıflar yükleyenler için yukarıda belirttiğimiz durumlar, farklı farklı da olsa söz konusudur. Her iki durumda da gerçeklerden uzak, kafalarındaki dünyayı gerçeklerin yerine koyma temelindeki yanlış siyaset sözkonusudur.

 

SYRİZA’NIN SEÇİLMESİNİN KİMİ YANKILARI

Elbette alışılmış, kuralları belirlenmiş düzeni değiştirmek iddiasındaki tüm girişimler, o düzenin iplerini elinde bulunduranlara olduğu gibi ona uyanlara, ondan çıkarı olanlara da korku salar! Bu anlamda da uymayanların da umudu olur.

Bu durumdan rahatsız olanların başında tüm AB’li emperyalistler ve bunların başında da Alman emperyalistleri gelmektedir. Almanya’daki iktidar sahiplerinin seçim öncesi tehditlerini bir kenara bırakırsak, sadece seçim sonuçlarından sonra Almanya’daki basının attığı başlıklar bu haydutların ruh halini çok iyi yansıtmaktadır.

“Tasarruf rotasından geri dönüş. Yunanistan mali piyasaları çöküyor!” (Der Spiegel, 28.01.2015)

“Reformlar durduruldu! Yunanistan binlerce eski devlet memuruna yeniden işbaşı yaptırıyor!” (Der Spigel 28.01.2015)

“Avro devletleri tomarlarca paranın üstüne soğuk su içmek zorunda kalacak. Yunanistan borçlarının sadece yaklaşık 65 milyar Avrosu Almanya’nın payına düşüyor!” (Der Spiegel, 26.01.2015)

“Syriza Yunanlıların yükseliş düşünü tehlikeye atıyor, oysa yeni hükümet tam da şimdi tüm ilerlemeleri rüşeym halinde boğuyor!” (29.01.15, Die Welt)

“Yunanistan seçimleri: Syriza yolsuzluğa geri dönüşten yana!” (Frankfurter Allgemeine Zeitung, 26.01.2015)

Alman emperyalistlerinin sözcülerinin bu söylemlerinin giderek sertleştiğinin de bilinmesinde yarar var! Almanya’nın korkusunun temelinde yatan Yunanistan‘ın domino efekti tehlikesini içinde barındırmasıdır! Anda Alman emperyalistleri sert politikalarıyla kötü polis rolünü oynarken, Avrupa Birliği içindeki diğer haydutlar (örneğin Fransa) uzlaşma yolunu kapalı tutmak istemiyor! Sözkonusu bu uzlaşma ise daha önceki anlaşmalara uygun çerçevede ele alınabilecek bir uzlaşmadır. Buna göre de AB’nin emperyalist güç ve kurumlarıyla –aralarında Dünya Bankası ve IMF de var- Yunanistan arasındaki ilişkide özde bir değişiklik öngörülmemektedir.

 

KOMŞUDA PİŞEN BİZE DÜŞER Mİ?

Komşudaki bu gelişmelere bizdeki kalemşorlar temsil ettikleri sınıfların ve politik eğilimlerin çıkarları doğrultusunda fikir üretmede geri durmadılar! Herkes kendine pay çıkardı!

“‘Fakir ama onurlu Yunanistan’ sloganı ile yola çıkan SYRIZA lideri Alexis Çipras, kemer sıkma politikalarından bıkan halktan geçer oyu aldı.” (Sabah, 27.01.15)

“Syriza başardı darısı bizim başımıza” (Gazete Ekonomi, 26.01.-15)

CHP Gençlik Kolları'ndan SYRIZA mesajı: Ülkemizde de SYRIZA modelini kurmaya çalışacağız.” (26.01.2015)

“SYRIZA yönetimindeki demokratik bir Yunanistan’ın enternasyonal sol için temsil ettiği şey, demokratik İspanya’nın 1930’larda temsil ettiği değerdir...” (Birgün, 28.01.15)

“Yandaş basının ‘AKP’yi örnek alıyor, takdir ediyor’ diye bahsettiği SYRIZA’nın vekili Karayusuf, politikalarının AKP’nin tam tersi olduğunu anlatırken ‘Türkiye’de ÖDP ile işbirliğindeyiz’ dedi.” (Birgün, 29.01.15)

“Syriza’nın seçim zaferi İsrail’i endişelendirdi.” (Yeni Akit, 26.01.15)

Komşuda sol silip süpürdü: Syriza'dan büyük zafer.” (Hürriyet, 26.01.15)

HDP, SYRIZA’nın seçim zaferini kutlayan bir açıklama yayımladı. HDP Eş Genel Başkanları “Sevgili Alexis Tsipras” diye başladıkları mesajda “…Elde ettiğiniz tarihsel zafer nedeniyle sizi ve şahsınızda tüm Yunanistan halkını kutluyoruz. Sahiplendiğiniz adalet, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin, neo-liberal Troyka’nın Yunanistan halkına yaşatmış olduğu baskı cenderesini aşacağına inanıyoruz” dedi. (HDP İnternet, 26.01.15)

ÖDP, “Deniz Ayırır Haysiyet Birleştirir!” diye seslendi. SYRIZA ile “dayanışmamız hep omuz başınızda olacaktır” “Syriza’nın başarısı, insanlığa barbarlıktan başka bir şey vaat etmeyen kapitalizm karşısında halkın Avrupa’da ve yeryüzünün dört bir yanında gelişen yeni bir düzen kurma arayışının bir ifadesidir.” dedi. (ÖDP İnternet, 26.01.15)

Daha fazlasını aktarmaya gerek yok! Sonuç olarak Syriza’nın seçim zaferi ve bu yükselişi Türkiye'deki solda belirli bir heyecan yaratmıştır. Türkiye ve Yunanistan arasında taleplerde benzerlikler olmasına rağmen farklı dinamiklerin olduğu gerçeğini gözardı edemeyiz!

* Yunanistan’daki ekonomik krizin benzeri kriz Türkiye’de, AKP öncesi yaşandı, alınan tedbirler AKP’nin işine yaradı, AKP bu durumu kendi potasında eritmeyi çok iyi becerdi.

* Yunanistan’daki burjuva demokrasisi geleneğine Türkiye hiçbir dönemde sahip olmamıştır, bizdeki öfke Gezi hareketinde olduğu gibi uzun soluklu olmak yerine saman alevi şeklinde çabuk sönerken Yunanistan’da halkın öfkesi ve mücadelesi yıllardır sürüyor…

* Türkiye’de burjuva demokrasisine yakın talepler savunan Kürt hareketidir ve bunlar ancak toplumun azınlığını etkilemektedir.

* Türkiye’de dinin siyasal ve toplumsal yaşamdaki etkileri Yunanistan’dan çok daha güçlüdür. Değil ateist bir başbakan, Alevi olduğunu gizleme ihtiyacı duyan muhalefet liderleri var!

* Türkiye’de de ayyuka çıkan yolsuzluk ve rüşvet olayları kör gözüne parmak misali olmasına rağmen, toplum ne duyarlı ne de ciddi bir tepki göstermektedir.

* Yunanistan’da Syriza’ya oy verenlerin önemli bir bölümü emperyalist borçların nasıl onur kırdığının bilincindedir. Bizde ise halklarımızın önemli bir kesimi borçlar konusunda bilgi sahibi değildir.

* Türkiye’deki Syriza HDP mi, ÖDP mi, diye sorulduğunda parlamentarizm saplantıları ve yer yer düzenin parçası yanlarıyla benzerlikleri var ama hiçbiri Syriza değil!

* Türkiye’de seçim barajı %10 Yunanistan’da %3’tür. HDP’nin içinde barındırdığı Syriza-vari taleplerin baraja takılma ihtimali ciddi bir kaygı arz etmektedir.

* Elbette bizde fazla kıymeti harbiyesi olmayan soldaki birçok rengi içinde barındıran Birleşik Haziran Hareketi de (daha önce 30 Ağustos ve 21 Eylül tarihlerinde iki kez bir araya gelen harekete, birçok akademisyen, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, Komünist Parti, Halkın Türkiye Komünist Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Türkiye Komünist Partisi 1920, Devrimci Hareket dergisi, Red dergisi, Sosyalist Demokrasi için Yeni Yol dergisi, Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV), Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı, Türk Tabipler Birliği Başkanı, DİSK Sosyal-İş Başkanı, DİSK Birleşik Metal-İş Başkanı ve CHP'li milletvekilleri Gökhan Günaydın, İlhan Cihaner ve Hüseyin Aygün destek vermiştir. Gençlik ve öğrenci örgütleri olan Fikir Kulüpleri Federasyonu, Komünist Gençlik, EHP Gençliği, Devrimci Gençlik ve Gençlik Muhalefeti de hareket içinde yer alacaklarını açıklamışlardır.)

kendisini Syriza ile aynılaştırabilir.

Evet, bizdeki sol komşudaki gelişmelere gıpta ile bakıp, komşuda pişenin bize de düşeceği hayali ile siyaset yapmayı sürdüre dursun, bu hareketin Avrupa’da benzer hareketlere örnek olması da mümkündür. Örneğin İspanya’daki Podemos (Yapabiliriz) hareketinin gelecek seçimlerde % 20-30 arası oy beklentilerinin olduğu anketlerden çıkan sonuçlardandır.

 

SYRİZA’NIN İCRAATI...

Tsipras önderliğindeki Syriza, jet hızıyla, seçimlerden iki gün sonra sağcı ANEL ile koalisyon hükümetini kurdu ve işbaşı yaptı. Yeni seçimle milletvekili koltuğunu kazananlar ise, parlamentonun 5 Şubat’taki toplantısıyla görevlerine başladılar. Yeni hükümet işe öncelikle troyka ile çalışmayacaklarını açıklamakla başladı. Borçlarının belli oranda silinmesi, krediler ve ödemeler konusunda değişiklikler, reformlar için yeniden pazarlık turları ve görüşmeler, 24 Şubat’a kadar sürdü.

Başbakan Tsipras ve Maliye Bakanı Varoufakis’in Berlin, Paris, Roma, Brüksel vd. merkezlere görüşme ve pazarlık için gerçekleştirdikleri ziyaret turları farklı tonlarda da olsa aynı yanıtla karşılaştı: Öncelikle ev ödevlerinizi yapın! Önceki anlaşmalara uyun ve gereğini yerine getirin! Bunu yaparsanız anlaşmalar çerçevesinde esneklik gösterebiliriz! vb. vb.

Sözkonusu görüşmelerde, ilk önce tarafların hiçbir konuda anlaşmadıkları bir durum sözkonusu iken, kısa süre içinde Tsipra ve takımı geri adım atmaya, taleplerini geri seviyeye çekmeye başladı. En başta “Avro bölgesi”nden çıkmaya karşı olduklarını ilan etmeleri ve garanti vermeleri işlerini zorlaştırmıştı! Avro bölgesinde kalabilmeleri için de AB’nin gerçek egemenlerinin isteklerine uygun davranmaları gerekiyordu. Avrupa Merkez Bankası Yunanistan devlet tahvillerini bile teminat olarak kabul etmediğini açıkladı. Detayları bir kenara bırakırsak, sonuçta, daha hükümeti kurmalarının üzerinden bir ay bile geçmeden, seçim yarışında verilen vaatlerin büyük bölümünün gerçekleşemeyeceği ortaya çıkmıştır. Tsipras, hükümetin başı olarak AB ve troyka ile eski anlaşmaların %70’ine aynen uyacaklarını, ama %30’unun reformdan geçirilmesi gerektiğini ilan etmişti bile. Bu da esasında varolan anlaşmalar çerçevesinde ele alınacak bir değişiklikti. Seçmenlere kimi kırıntıların verilmesi, hükümette kalıp kalmamanın da gereğiydi.

AB ve troyka ile pazarlıklar, şimdilik 24 Şubat’ta belli bir anlaşmayla sonuçlandı. Buna göre troyka adı “kurumlar” olarak değiştirildi. Borç, kredi ödemeleri konusunda 28 Şubat’ta bitecek olan müddet dört aylığına uzatıldı. Bu uzatmaya onay verilmesinin önkoşulu ise Yunanistan hükümetinin “kurumlara” ve AB devletlerine yeni bir reform paketini sunmasıydı. “Kurumlar” reform paketine onay verdiler.

Medyaya yansıdığı kadarıyla sözkonusu reform paketi Yunanistan halkına atılan kazığın acılarını birazcık dindirme görüntüsü verilen, ama gerçekte halkı bir kez daha kazıklayan bir reform paketidir. Örneğin işten atılan kamu görevlilerinin yeniden işe alınacakları vaadi verilmişti. Pakete göre bu işe almak ertelenmiştir. Asgari ücretin kriz öncesi düzeye yükseltilmesi sözü verilmişti. Paketle bu da ertelenmiştir. Devlet ve kamu mülklerinin özelleştirilmiş olanlarının yeniden kamulaştırılacağı savunuluyordu. Pakete göre özelleştirmeler geri alınmayacak. Sadece hala özelleştirilmeyen ama özelleştirilmesi sözkonusu olan planlar “gözden geçirilecek”tır.

Syriza’nın hükümetteki bir aylık icraatı, daha şimdiden seçim vaatlerinin çok gerisine düştüğünü belgelemiştir. Syriza’ya destek verenlerin bir bölümü, sağcı ANEL ile koalisyona gidilmesiyle hayal kırıklığı yaşadığını ilan etmiştir. Kısacası Syriza da Yunan halkının, işçi ve emekçilerinin çıkarlarını değil, Yunan burjuvazisinin çıkarlarını savunan bir konumdadır. Bunlardan yeni bir dünya ya da sistem beklemek abesle iştigaldir.

Devrimcilerin, işçi sınıfının biliminin savunucularının görevlerinden biri de, halk yanlısı görünen sahte dostların maskesini indirmektir.

27.02.2015

Dünyadan

İşçi Dünyası